Astronomi
( Yun. astron: Yıldız; nomos: herkes için geçerli kanun. ) Gökyüzü görünümleri bilimi.
Günümüzde astronomların bir kuyrukluyıldızın görünmesini kesin olarak önceden söylemesi ya da bir sonraki güneş tutulmasının hangi bölgede tam tutulma olarak gerçekleşeceğini bildirmesi, az ya da çok olağan sayılır. Kısa süre öncesine kadar bu şaşılası ön söylem yetenekleri hâlâ katışıksız büyü ya da insan zekâsının mutlak yüksek performansı olarak değerlendiriliyordu ve bu nedenle astronomların bin yıllar boyunca en büyük bilim adamları, alanlarının da, araç olarak kullandıkları matematik ile birlikte tüm bilimlerin en önemli sayılması pek şaşırtıcı değildir.
Astronomi alanında bu kadar kesin ön söylemlerin mümkün olması, bu alanın araştırma nesnelerinin, yani gökcisimlerinin son derece düzenli hareket etmesine dayanır. Gerçekten de XVII. yüzyıla kadar birkaç istisnanın dışındaki bütün astronomlar, gökyüzünün kesin bir matematiksel düzene tabi olduğu ve gezegenlerin geometrik açıdan mükemmel yörüngeler üzerinde hareket ettiği konusunda kesinlikle emindiler. Fakat mutlak gök harmonisine olan bu inanç, yıldızların ve diğer gökcisimlerinin etraflıca ve uzun süre gözlemlenmesinden sonra gelişti. Önceleri tarihöncesi çağlardaki insanlar, gökyüzünde daha çok rahatsız edici bir düzensizlik keşfetmişti.
Arka planda sakın şekilde görüngelerini çizen durağan yıldızların önünde, bazende tek başına, bazen gruplar halinde ortaya çıkan, birbirlerinden uzaklaşan ve birbirlerine yaklaşan ve tekrar kaybolan, dikkat çekici derecede parlak gökcisimleri kendini gösteriyordu. Ay arada sırada, dolunay çok parlak olmasına rağmen kararıyordu. Bazen güneş şaşırtıcı biçimde yok oluyor ve gündüzü geceye çeviriyordu. Ve kimi gecelerde de gökyüzünde beklenmedik biçimde gelen ve tekrar hızlı biçimde kaybolan, kuyrukluyıldızlar gözüküyordu. Bu nedenle sürekli ortaya çıkan parlak gökcisimlerinin gezegen olarak tanımlanması ve diğer dikkat çekici görünümlerin tanrıların parmak sallaması, bir tür uyarı sinyali olarak yorumlanmasına şaşırılmamalıdır.
Astronomi, Mısır, Mezopotamya, Hindistan ve Çin’deki şehir kültürlerinin ilk hükümdarlarının, tehdit eden uğursuzlukların belirtilerini mümkün oldukça erken saptamak ve zamanında önlem alabilmek için bazı rahipleri gökyüzünü izlemekle görevlendirmeleri ile ortaya çıkmıştır. Özellikle Babilli astronomlar, nispeten erken dönemde, değişken yıldızların küçük bir kısmının, ortaya çıkışları kesin olarak hesaplanabilen ve tekrar geri dönen gökcisimleri olduğunu tespit etmiştir. Akşam Yıldızı ve Sabah Yıldızı’nın aynı gezegen olduğunu tespit ettiler. Hatta güneş ve ay tutulmalarının periyodik olarak meydana geldiğini bile keşfettiler.
İ.Ö. 747 yılından itibaren, o dönemlerde Mezopotamya’da hüküm süren Asurlu kralların talimatları üzerine, başta Asurluları epey korkutan tutulmalar olmak üzere, oldukça kesin çizimler yapmaya başladılar. Bu arada güneş tutulmalarının on sekiz yıldan biraz daha uzun bir süre sonra ( Saros-Periyodu denilir ) kendini yine aynı düzende tekrarladığını tespit ettiler, öyle ki buna göre oldukça net ön söylemler yapılabiliyordu.
Yunanlı bir tüccarın oğlu olan Thales , İ.Ö. VI. yüzyılın başlarında yükseköğrenim için bir Anadolu liman şehri Milet’ten Babil’e gelerek burada astronomların sırlarına takdis edilmiş ve hemşehrilerine İ.Ö. 585 yılında, yazgündönümünün son yeniay gününde, bir güneş tutulmasını önceden söyleyebilecek duruma gelmiştir. Bu fenomen gerçekleşince ve bunun yanı sıra Mielt yakınında tam tutulma yaşanınca Yunanlıar bundan o kadar etkilenir ki, Thales’i oybirliğiyle bilgelerin bilgesi yaparlar.
Astoronomlar bir ön söylem ile benzer büyüklükteki bir başarıyı ancak 2.500 yıl sonra, Galilei Heliosantrik dünya görünüşü kabul ettirip, Newton kendi yerçekimi kanunlarına dayanarak dâhiyane bir alet geliştirdikten ve bu sayede gökcisimlerinin hareketlerinin Babil çizimlerine kıyasla daha doğru hesaplanabilmesinden sonra ulaşır. 1682 yılında İngiliz astronom ve Newton’un takipçisi Halley, o yıl aniden ortaya çıkan bir kuyrukluyıldızın, 1607, 1531, 1456 ve Hastings’teki meydan savaşı öncesinde 1066′da gözlemlenen ile aynı olması gerektiğini ortaya çıkardı ve böylece sonunda bu gök görünümlerinin de uğursuzluk habercisi olmadığı, bilakis bütün diğer yıldızlar gibi katı bir düzene tabi olduğunu ortaya çıktı.
Newton Kanunları sayesinde, Halley’in ismi verilen kuyrukluyıldızın 1858 yılındaki bir sonraki dönüşü oldukça kesin olarak ön ceden söylenebildi. Newton için benzer bir büyük başarının sağlanması 1846′da, iki matematik öğrencisinin, Uranüs’ün küçük bir yörünge sapmasından diğer, tanınmayan bir gezegenin varlığını tespit edip, bunun gökyüzündeki yerini masa başında kesin olarak tespit etmesi ve teleskop ile verilen yere bakıldığında keşfedilebilmesi ile sağlanmıştır. O zamandan beri Newton en azından Anglosakson ülkelerinde bilgelerin bilgesi sayılır.
Fakat astronomik tahminlerin değerinin takdir edilmesinin ne kadar haklı olduğu şüphelidir, çünkü güneş sistemi gibi bu kadar sıkı düzene sahip bir sistem strüktür davranışlarının önceden belirlenmesi nispeten kolaydır. Sonuçta bu iş için, Newton ve Thales’in zamanında bile çok fazla yetenek gerektirmeyen, bugün her bilgisayarın altından kalkabileceği, sadece birkaç matematiksel hesaplama ön koşulu gereklidir. ( Thales bir güneş tutulmasının nasıl gerçekleştiğini bile bilmiyordu. Dünyanın hâlâ hafif dışbükey yassı bir plakadan olduğunu zannediyordu. ) Astronomların daha zayıf temele sahip olduğu alanlarda, bunların ön söylemleri de daha dikkatlice ele alınmalıdır.
Mesela XX. yüzyıla kadar bütün astronomlar, dünyamızın başlangıç ve sonunun, hiç olmazsa teorik olarak mutlak hesaplanabileceği konusunda emindi. Bununla ilgili oldukça müphem bilgiler veriyorlardı. 1946 yılından beri kâinatın muazzam bir patlama sonrasında “ sonsuz nokta ” veya ” neredeyse sonsuz ” veya ” tahmin edilemeyecek yoğunluktan ” oluştuğunu iddia eden, Büyük-Patlama-Teorisini bulunmaktadır. Patlamanın yaklaşık 15 milyar yıl evvel gerçekleştiği söylenir. Astrofizikçiler patlamadan sonraki üç dakikanın seyri konusunda oldukça net bilgiler verir ( ilk-on-üssü-eksi-35 saniye hariç ). Diğer gelişimler konusunda büyük ölçüde görüş birliği bulunmamaktadır. Bu dünyamızın sonu hakkındaki prognozları içinde geçerlidir. Ya büyük patlamanın parçaları bütün sonsuzlukta birbirinden çok uzağa sürüklenecek ya da kendi yerçekimleri onları durdurup bir implozyon ( İçi boş bir cismin içeriğe doğru sıkışarak patlaması. ) sağlayacak ve bütün kâinat, günümüzden hesap edildiğinde yaklaşık 105 milyar yıl sonra bir noktada yok olacaktır. 1965 yılından bu yana Büyük-Patlama-Teorisi onaylanmış sayılır. 1978 yılında Nobel Ödül Komitesi’nin takdirini almıştır ve o zamandan bu yana onaylanmış öğreti görüşü sayılmaktadır. Ancak ön söylemlerin doğruluğu veya hangisini doğru olduğunun kontrolü, neredeyse mümkün değildir.
Büyük-Patlama-Teorisi’nin muhtemel ömrü hakkında bir ön söylem bulunur, fkat bu ize çok fazla yardımcı olmamaktadır. Bu 1988 tarihlidir ve adete müspet bilimlerin merkezi organı sayılan ve buna uygun güvenirlirliğe sahip ingiliz bilim dergisi Nature’nun o zamanki baş redaktörü John Maddox’a aittir. John Maddox o tarihlerdeki bir başmakalede, Büyük-Patlama-Teorisi’nin tam anlamıyla ölmediğini ama düşüş geçtiğini ifade eder ( ” not yet dead, but in decline ” ). Bu ön söylemin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini büyük olasılıkla görebileceğiz, çünkü halihazırdaki gelişmiş tepeskoplar uzay boşluğunun 15 milyar yıl dışına ve böylece 15 milyar yıl geçmişe, yani sözde Büyük Patlama’ya geri bakabilecek durumdadır.
Rasgele Yazılar:
Yazının Etiketleri: Astronomi, Büyük-Patlama-Teorisi


