Nominalizm- Adcılık

Genel kavramların hiç bir varlıkları olmadığınmı ve birer ad’dan ibâret bulunduğunu savunan öğreti.

Adcılığı, on birinci yüzyılın sonlarına doğru, Compiégne papazı Roscelin ileri sürmüştür. Roscelin’e göre genel kavramlar, birtakım seslerden ve adlardan başka bir şey değillerdir, sadece birer “müsemmasız isim” dirler ve hiç bir gerçeklikleri yoktur. Roscelin’in bu savı, din kurumunu ve kilise’yi temelinden sarsmıştır. Çünkü din kurumu ve kilise, başka Tanrı kavramı olmak üzere, tümüyle genel kavramlara dayanmaktadır.

Genel kavramlar gerçek sayılmazsa, din ve kilise de gerçek sayılamaz. Bu yüzden, hemen bütün ortaçağın, adcılar’la genel kavramları gerçek sayan gerçekçiler’in kavgalarıyla kaplanmıştır. Abaelardus, kavramcılık öğretisini ortaya atarak her iki düşünceyi uzlaştırmaya çalışmıştır. Adcılık, öğretisi olarak on birinci yüzyılda ortaya atılmakla beraber, düşünce olarak pek eskidir.

Antikçağ Yunan düşüncesinde de Stoacılar ve Epikuroscular adcıydılar. Kinik düşünür Antistenes, Platon’un gerçek saydığı İde’leri için “Atı pek iyi görüyorum ama atlılığı göremiyorum” demişti. Aristoteles de Platon İde’lerinin gerçekliklerine karşı çıkmıştı. İslâm felsefesinde de, başta ehli sünnet olmak üzere, pek çok düşünür adcılığı tutmuşlar ve dışımızdaki bağımsız varlıklara ilişkili olmayan mefhûmâtı sırfa‘yı “müsemmasız isimler” saymışlardır.

Onlar için de gerçek, ancak nesnel varlığı olan şeylerdir. On döndüncü yüzyılın adcı gezimleri bu savı geliştirerek kiliseyi sarmışlar, din’le dünya işlerinin ayrılmasını sağlamışlardır. On sekizinci yüzyılın duyumcuları da adcıdırlar. Duyumcu Condillac “Tümeller addan başka bir şey olsalardı tümel olmazlardı” demektedir. Adcılık, ortaçağın koyu karanlığı içinde yepyeni bir dünya görüşüne temel hazırlayan çok önemli ve ilerici bir öğretidir.

Kavramcılık

Adcılık ve gerçekliğe karşı olarak, kavramların genel düşüncelerden ibâret bulunduğunu ve bunların gerçek olduklarını savunmak kadar gerçek olmadıklarını savunmanın da yersiz olduğunu ilerisüren Fransız düşünürü Abaelardus’un uzlaştırıcı öğretisi.

İlerici ve aydın adcılıkla gerici ve bilgisiz gerçekçiliğin uzun süren tartışmaları, ortaçağın gelecek aydınlığını hazırlayan en ilginç düşünce olayıdır. Gerçekçiler, metafizik tutumlarına uygun olarak genel kavramların gerçek olduğunu ilerisürmüşlerdir. Adcılarsa genel kavramların sadece birer sözden ibâret olduğunu ilerisürerek gerçek olmadıklarını savunuyorlardı. Ortaçağın aydın bilgini Petrus Abaelardus, kavramcılık öğretisiyle, bu çatışmayı uyuşturmaya çalıştı. Tartışma beyhudedir, diyordu, kavramlar elbette gerçek değildirler, ama gerçekliklerden çıkarıldıkları için genel elbette bir gerçeklik taşımaktadırlar.

Bunlar, adı üstünde, kavramdırlar ve bunların bu anlamda gerçekliklerini tartışmak yersizdir. Kavramların elbette nesne ve eylemlerden bağımsız olarak birer varlıkları yoktur, ama nesnel gerçeklik bilgisinin özel bir biçimidirler, bizler onlarsız (nesne ve eylemlerden soyutlanmış genel kavramlar olmaksızın) nesnel gerçekliği bilip tanıyamayız. Tümeller ne nesneden önce, ne de sonradırlar, nesnenin kendisinindirler(Lâ. Universale neque ante rem nec post rem sed in re). Abaelardus (1079-1142) bu savıyla açıkça adcılara katılmakta, ne var ki onlardan biraz farklı olarak tümellerin ya da önsel genel kavramların nesnel gerçekliğin kavranmasında temel öğeler olduklarını ilerisürmektedir.

Adcılığın geliştirdiği Oscam’lı William da Abaelardus’un bu savına katıldığından kavramcılık öğretisine son dönem adcılığı adı da verilir. İngiliz düşünürü John Locke da bu anlayışa yakın görüşler ilerisürmüştür.