Kılgı

Bir kuramı düşünce alanından iş alanına geçirip gerçekleştirmek.

Kuram teriminin karşıtı ve eylem teriminin anlamdaşıdır. Sıfat olarak kullanımında kılgın denir. Yapmak anlamındaki Yu. pratein kökünden türetilen Yu. pratikos sözcüğünden alınmıştır; nesnel gerçeğin değiştirilmesi ve yeniden biçimlendirilmesi sürecini dilegetirir,

“toplum olarak bir araya gelmiş insanların kendi doğal ve toplumsal çevrelerini değiştiren  nesnel faaliyetleri” olarak tanımlanır.

Kılgı, insanca bir eylemdir ve ancak insanlar tarafından gerçekleştirilir. İnsan, doğal ve toplumsal çevresini değiştirmekle kendisini de değiştirmiş olur. Örneğin bir taşı ve bir dalı değiştirir, bilinçli faaliyetiyle onlardan balta yapar. Böylelikle kendisini de değiştirir, baltasız insanken baltalı insan olur. Baltalı insan olmakla da yeni olanaklar elde eder, yeni değiştirmelere ve değişmelere girişir.

Baltasız insanla baltalı insan arasındaki uçurumsal ayrım, bu değiştirme ve değişmenin kılgısal önemini belirtir,

“Özdeksel dünyanın değiştirilebilmesi için pratik bir güç ortaya koyabilen insanlar gereklidir”.

İşte insanın bu özdeksel faaliyeti kılgı’dır. Kılgı, aynı zamanda hakikatın da ölçütüdür. Bir kuramın ya da düşüncenin doğruluğu ve yanlışlığı kılgıyla anlaşılır, ne kuramsız kılgı ve ne de kılgısız kuram yürütülemez. Kuram kılgıyla doğrulanır ve yeni bir kurama yol açar. Kılgıyla kuram birbirlerini karşılıklı etkiyle oluştururlar. Bununla beraber kılgı, kuramdan önce gelir; çünkü insan önce yaşamış ve sonra bu yaşadıklarının düşüncesini edinmiştir.

Ama kuram ya da düşünce belirir belirmez hemen kılgı ya da eyleme bağlanmış ve bu bağlamlı süreçte her ikisi de birbirlerini geliştirmeye başlamışlardır. Kılgı kuramı zenginleştirirken kuram da kılgıyı güçlendirir.

Kuram ve Kılgı

İnsan uğraşının bilinçli ve eylemsel yanları.

Bilgi sürecinde kuram (teori) ve kılgı (pratik), insan çabasının birbirleriyle sıkıca bağımlı olan ve birinin yokluğu öbürünün de yokluğunu gerektiren bilinçsel ve eylemsel iki yanıdır. Kuram düşünce alanındaki bilgi, kılgı eylem alanındaki bilgidir. İnsan doğasal ve toplumsal gerçekler üstünde düşünerek onları genelleştirir ve bu genelleşme bilginisi doğaya ve topluma uygulayarak onları değiştirir.

Böylelikle değişmiş olan doğa ve toplum yeniden insan düşüncesinde yansır ve genelleşir, sonra yeniden doğaya ve topluma uygulanır ve onları yeni değişikliklere uğratır. Böylece, kuram ve kılgı, sürekli olarak birbirlerini oluştururlar. Ne kuram kılgıdan bağımsız bir bilgi, ne de kılgı kuramdan bağımsız bir bilgi olabilir. Bir diyalektik ustası şöyle der:

“Düşüncenin gerçekleşmeye yönelmesi yetmez, gerçekleşme de düşünceye yükselmelidir”.

İnsanlığın bilgi süreci, kuramla kılgının sürekli olarak birbirlerine dönüşmeleriyle gelişir. Bİlme, bilineni bilinçte geliştirme ve bilinçte gelişmiş olanı uygulama sürecinde temel, kılgıdır. Çünkü kılgıdan elde edilen bilgi gene kılgı için kuramlaşır. Kuramın ölçütü de kılgıdır. Kuram; deneyler, gözlemler, ölçmeler, tartmalarla kılgısal olarak doğrulanır ya da yanlışlanır. Doğrulama ya da yanlışlama, kimi yerde gerekli koşulların sağlanmaması yüzünden gecikebilir.

Bu halde kuram, bir varsayım olarak kalır ve düşünce kılgıyla doğrulanabilmek için gerekli koşulları sağlanmaya yönelir. Kılgı da, nesnel gerçeklik ve ondan yansıyan kuram gibi, her an değişen bir süreçtir. Böyle olduğu için de kuramın ölçütü olan kılgı, gelişen sürecin son aşamasındaki öncü kılgıdır.

Kuram

Düşünce alanındaki bilgi.

Eylem alanındaki bilgi anlamını dilegetiren kılgı terimi karşıtıdır. Eylem alanına geçirilmeyen bilgi anlamını dilegetiren varsayım terimiyle karıştırılmamalıdır. Kuram, eylem alanına geçirilmiş olabileceği gibi geçirilmemiş de olabilir, ama geçirilebilir değerde görülmekle çoğunlukla kabul edilen anlamını içerdiğinden varsayımdan ayrılır. Buna karşı, yöntemli bilgi ve kesin bilgi deyimlerine karşı anlamda da kullanılır; bu anlamda “söylediğiniz pek kuramsal, pratiğe uymaz” denir.

Oysa bilimsel kuram, pratikle denetlenebilen kuramdır. Kuram, insansal deneylerin bilincine varılması ve bireşimidir. Nesnel gerçekliğin insan bilincine düşünsel olarak yansımasıdır. Gerçekte kuram ve kılgı (teori ve pratik), bilme sürecinin ansal ve özdeksel iki yanını dilegetiren felsefesel kavramlardır. Bu bilme süreci, doğayı ve toplumu dönüştürme ve değiştirme  sürecini de kapsar. Bundan ötürüdür ki toplumsal-tarihsel bir süreçtir. İnsanların eylemsel çabaları kılgı, düşünsel çabaları kuram’dır. Bu bakımdan birbirine karşıt durumda bulunan bu iki insansal olgu aynı zamanda birbiriyle sıkıca bağımlıdır.

Kuram, kılgıdan doğar ve genel kılgıya dönerek onu etkiler ve geliştirir. Kuram, kılgıyla birlikte ve kılgı içinde oluşur. Eytişimsel özdekçilik dilinde buna kuramla kılgının birliği ve ayrılmazlığı denir. Kuramın Batı dillerindeki karşılığı, teori, Yu. dikkatle bakmak anlamındaki theorâin sözcüğünden türetilmiştir. Antikçağ Yunan felsefesi, yarar için bilmek anlamını gerçekleştiren öteki ilkçağ düşüncelerinden farklı olarak, bilmek için bilmek amacını gütmüş ve bir teori felsefesi olarak gerçekleşmiştir. İnsan düşüncesinde bu çok önemli bir adımdır. Bundan ötürü kuram, klâsik felsefede çıkar gözetmeyen ve uygulama düşüncesinden bağımsız salt bilgi olaark tanımlanır. Ayrıca öğreti anlamını da verir, örneğin “Darwin kuramı” derken onu bu anlamda kullanırız. Metafizikçiler onu bu analmda salt düşünceyle kurulmuş bilgi sayarlar, oysa salt düşünceyle kurulmuş hiç bir bilgi yoktur, Darwin kuramını kurarken sayısız deneyler ve gözlemler yapmıştır. Kuramsal faaliyet, kılgısal faaliyete dayanır ve kılgısal faaliyetle doğrulanıp desteklenir; bu yüzdendir ki toplumsal kılgıyla sımsıkı bağımlılık içindedir.

Bununla beraber metafizik kuramların nesnel gerçeklikten kopmuş ve salt düşünceyle kurulmuş oldukları doğrudur, ne var ki iyice incelenirse bu hayâlî kuramların bile nesnel gerçekliğin fantastik ve çarpıtılmış yansımaları olduğu görülür. Bu gibi düşsel kuramların meydana gelmiş olmalarının nedeni, kol ve kafa emeklerinin birbirinden ayrılmış olması ve kuramla kılgının göreli olarak birbirlerinden bağımsız birer toplumsal faaliyet hâline dönüşmüş bulunmalarıdır. Bu düşsel kuramlar hiç bir zaman kılgıyla denenemez ve doğrulanamazlar, bundan ötürü de nesnel gerçekliğe ve dolayısıyla gerçeğe aykırı kalırlar. Ama bir kez ortaya çıktılar mı, toplumun özdeksel yaşamındaki gelişmenin ortaya koyduğu yeni görevlerin mutlaka yerine getirilmesini sağlayan özdeksel bir hüç hâline gelirler.

İşte yeni kuramların örgütleyici, devindirici ve değiştirici rollerinin bütün önemi o zaman kendini gösterir. Açıkcası, yeni toplumsal kuramlar ortaya çıkıyorsa, bu, doğrudan doğruya topluma gerekli oldukları içindir. Çünkü onların örgütleyici, devindirici ve değiştirici etkileri olmadan, toplumun özdeksel yaşamındaki gelişmenin getirdiği geciktirilemez sorunların çözümü olanaksızdır

“. Kuramla kılgının birliği, diyalektik bir zorunluluktur. Çünkü kuramsal düşünce olmaksızın iki doğal gerçek birbirleriyle ilişki kılınamaz ya da onlar arasında varolan ilişki anlaşılamaz.”

Düşüncenin gerçekleşmeeye yönelmesi yetmez, gerçekleşme de düşünceye yükselmelidir.

“Türk Dil  Kurumunca yayımlanan Toplumbilim Terimleri Sözcülüğü’nde Dr. Özer Ozankaya kuram deyimini şöyle tanıtlamaktadır: “Bilgi edinme sürecinin herhangi bir aşamasında ortaya atılan, geçerlik ve güvenirliği bilimsel yöntemle saptamış bir genel bilgi ve açıklama düzeni”.