Eski yazarlar Ksenophanes‘i ünlü bir filozof sayarlar. Ontolojinin öncüsü sayılan Elea okulunun kurucusu olarak takdim ederler. Fakat daha sonra gelen yazarlar, onu sadece şair sayar ve Yunan felsefe tarihinde yanlışlıkla yer aldığını söylerler. Bu düşüncenin oluşmasında Aristoteles’in etkisi vardır. Çünkü Aristoteles onu, saf ve müphem bir düşünür olarak değerlendirdi ve önem vermedi.
Ksenophanes’in felsefedeki önemi metafiziğe yaptığı etkidir. Bu etkiyi Tanrı’nın ve bilgi’nin doğası hakkındaki görüşleriyle yapmıştır. O, halk dininin tanrıları isan gibi tasarlamasına karşı çıkmış ve yeni bir Tanrı kavramı yaratmştır. Ona göre, ” Bir Tanrı vardır; bu, tanrılar ve insanların en ulusudur; ne biçimi, nede düşüncesi bakımından ölümlülere benzer. Bu tek Tanrı baştan aşağı görmedir, baştan aşağı işitmedir, başta aşağı düşünmedir; her şeyi düşünceleriyle hiç zahmetsiz yönetir. ” Ksenophanes’in bu tanrı tasavvuru tek tanrıcılığa ( monotheism ) doğru atılmış bir adımdır. Onun açtığı yolda, bundan sonra başlıca Yunan filozofları da yürüdüler. Anthropomorph tanrı tasavvurlarıyla savaşma, Soktares ve Platon üzerinden geçerek, Antik çağın sonuna kadar sürecektir.
Ksenophanes’in tek tanrıcılığı tam bir monotheism değildir. Çünkü tek tanrıya bağlı olan başka tanrıların da varlığını kabul eder. Ksenophanes tam bir pantheisttir. Çünkü ona göre, var olan her şey Tanrının kendisindedir. Tanrı her şeyi kuşatmaktadır. Tanrı ile âlem bir ve aynı şeydir. Ksenophanes, Tanrı ile maddeyi aynılaştırmakla, maddi bir Tanrı düşünmektedir. Bundan dolayı, Ksenophanes’in pantheism’i materyalist bir pantheism’dir. Ksenophanes, tanrının bir şekli olduğunu da kabul eder. Ona göre Tanrı, küre şeklindedir. Küre şeklindeki bu Tanrı kendi kendisinın aynasıdır. Ksenophanes’in bilgini doğası üstüne söyledikleri felsefi düşünce olarak ilginçtir. Nitekim ” Hiç kimse kesin doğruyu görmedi, “ diye başlayan sözler antik çağda çok ünlüydü. MÖ 4. yy.’ın septikleri onun bu sözlerini ” bilgiye ulaşılamaz ” diye formüle ettikleri düşüncelerinin kanıtı saydılar. Bazı yazarlar, örneğin Sotion ve Sextus, Ksenophanes’in bu sözlerini iki türlü yorumladığını bildirir. Bu yoruma göre, Ksenophanes ” Kimse gerçeği bilemez, “ demiştir. Çünkü eğer insan tesadüfen gerçeği bulsa, neyi bulduğunu bilemez. Biz çeşitli mücevherlerin bulunduğu karanlık bir odada altın arayan insanlara benzeriz. İnsanlar ellerini altının üzerine koyabilirler. Fakat elinin altındakinin altın olduğunu gösteren kanıtları yoktur. Diğer yoruma göre, Ksenophanes aklın gücünü inkar etmez. Fakat hükmün kriteri olarak bilgiyi değil görüşü seçer. İnsanların çok farlı inanışları olduğunu saptaması, Ksenophanes’in bunların hiçbirinin doğru olmadığını düşünmesine yol açmış olabilir. Ksenophanes’ten kalan bir parça, bilgi teorisi için önemlidir. O diyor ki: ” Eğer Tanrı balı yaratmasaydı, insanların incirin daha tatlı olduğunu düşünürlerdi. ” Bu cümleyi, yorumcular şöyle yorumladılar: ” Ksenophanes’e göre; insan bilgisi sınırlı ve relativdir. “
Ksenophanes‘in doğduğu ve öldüğü yıllar hakkında kaynakların verdiği bilgiler çelişkilidir. Bu bilgiler tartışılmış ve Ksenophanes’in yaklaşık MÖ 570 – 470 arasında, 100 yıl yaşadığı kabul edilmiştir. Ksenophanes’in yaşamının ayrıntıları hakkında fazla bilgimiz yok. Bir iyon şehri olan Kolofon’da ( değirmendere ) doğmuş ve büyümüş. Bu şehir 12 iyon şehrinden biriydi. Zengin bir ticaret kentiydi.
Fakat sık sık yabancı istilacılar ve korsanlarca yağmalanırdı. Persler MÖ 546 – 545 yılında işgal edilince, Ksenophanes Kolofon’dan ayrılmış, İtalya’daki Yunan şehirlerinde yaşamını sürdürmüş. Sicilya’da Messena, Catana, Ela şehirlerinde yaşamış. Mısır’ı da ziyaret etmiş olabilir. Fakat hakkında bilgi veren yazarlar, yolculuğunun Batı’ya, Sicilya’ya doğru olduğunu söylüyorlar. Bir yerde fazla kalmamış. Gezginci bir yaşam sürmüş. Altmış yedi yıl dolaşmış. O, şair, bilge ve kendi şarkılarını söyleyen bir şarkıcıydı. Öğretmeni olmadığı söylenir. Fakat Anaximander‘in öğrencisi olduğunu söyleyenler de vardır. Yirmi beş yaşında ülkesini terk edince eğitimi kesilmiş olmalı. Fakat önceden İyon bilimsel bakış açısına sahip olmasaydı, gezileri sırasında iyon karşılaştığı ilginç olayları gözlemleyemez ve sınıflandıramazdı.