Mantık kurallarının bilerek ya da bilmeyerek bozulması.
Bilerek ve isteyerek yapılan mantık yanlışlarına yanıltmaca, bilmeyerek ve istemeyecek yapılan mantık yanlışlarına bozuk mantık denir.
Hem doğruluk hem yanlışlık niteliğini taşıyan çelişmenin durumu.
Olgucu mantıkçılar buna ikame paradoksu derler. Bertrand Russel buna mantık edebiyatında pek ünlenen şu örneği verir: “Kral George IV. Walter Scott’un Waverley’in yazarı olup olmadığını bilmek istiyordu” önermesi doğrudur, çünkü scott ilk romanı olan The Waverlay Novels‘i takma adla yayımlamıştı. Kral bunu Scott’tan sormuş, o da Waverley’in yazarı olmadığı karşılığını vermişti. Oysa “Waverley’in yazarı Scott’tu” önermesi de doğrudu çünkü öyleydi.
Şimdi bu iki doğru önermeden Waverley’in yazarı deyiminin yerine Scott deyimini ikama ederek yapacağımız “Kral George IV., Scott’un Scott olup olmadığını bilmek istiyordu” önermesi hem doğru hem yanlıştır, logique-paradoque‘tur. Doğrudur, çünkü ilkece hiç bir noksanlığı yoktur. Yanlıştır, çünkü kral özdeşlik ilkesini ilerisürmek isteyen bir filozof değiltir. Mantıkçı olgucuların bu anlayışı dışında mantıksal çelişme deyimi, düşünme işlemindeki karışıklığı ve tutarsızlığı dilegetirir.
Kavramlar, önermeler, yargılar, kuramlar ve varsayımlar çelişik olmamalıdır. Bu, doğru düşünmenin temel koşuludur. Metafiziğin büyük yanılgısı düşünce düzeyindeki bu çelişkisizliği doğaya ve yalama da aktarmasıdır. Bundan ötürüdür ki eytişimsel çelişme‘yle metafizik çelişme’yi birbirinden titizlikle ayırdetmek gerekir. Eytişimin (diyalektiğin) metafizikten en büyük ve uçurumsal ayrılığı doğa ve toplumun tüm olgu, süreç ve olaylarındaki çelişmenin varlığını bilmesidir. Yoksa mantıksal olanın çelişmez olması gerektiği elbette eytişimce de kabul edilen bir gerçektir.
Mantıkla hiç bir ilgisi olmayan.
Özellikle Schopenhauer ve Hartmann tarafından kullanılmıştır. Mantıksız, mantığa aykırı, karşıt mantık deyimleriyle karıştırılmamalıdır. Örneğin Schopenhauer‘in felsefesinde irâde mantıkdışıdır.
Stoa anlayışında duygu mantıkdışıdır. Bunların mantıkla olumlu ya da olumsuz hiç bir ilgileri yoktur. Dışta kalan, dışta kaldığının karşıt anlamını içermediği gibi ondan yoksunluğu da içermez. Bununla beraber bu terimi, yanlış olarak, mantıksız anlamında kullananlar da vardır.
Mantık, doğru düşünme sanatı ve bilimidir. Mantıkta tümevarım, tümden-gelim, analoji gibi düşünme biçimleri kavram, çıkarım, öncül gibi ögeler ve özdeşlik, çelişmezlik, üçünlü hâlin imkansızlığı gibi aklın yasaları belirlenip tanımlanır. Mantığın formel ( Biçimsel ) mantık, ruhbilimsel mantık, transandantal mantık, modern mantık, iki değerli ve çok değerli mantık gibi alt biçimleri ortaya çıkmıştır. Sözü geçen düşünce biçimleri aynı zamanda bilimin de evreni ( bütünü ) kavrama çabasında kullandığı yöntemlerdir.
Düşünme tek başına var olan ve varlığını sürdüren bir edim olmayıp; uyarılma, algılama, duyumsama, yorumlama, akıl yürütme açıklama gibi birçok edimin bir bileşkesidir. Biz önce dışımızdaki objeler tarafından uyarılıyoruz, bunları duyu organlarımız yoluyla duyumsayıp algılıyoruz; sınıflandırıyoruz. Bunlara ilişkin yorumlar yapıp kavramsal açıklamalara, bilgilere ulaşıyoruz. Dış dünyayı gözlemeye, algılamaya başladığımız anda düşünme edimi de faaliyete geçiyor ve dışimızdaki her şeyle kurduğumuz özel iletişim, yaptığımız yorum, ulaştığımız bilgi ile tamamlanıyor, ama bu iletişim durmuyor hep bir sonraki iletişimin ön adımını oluşturuyor.
Mantıksal doğruluk tamamen biçimsel ( formel ) bir doğruluktur. Söz gelimi, ” Bütün hayvanlar memelidir, örümcek de bir hayvandır, o hâlde örümcek de memelidir. ” akıl yürütmesi özdeşlik ilkesine göre doğrudur. Mantıkçı, önermelerin içerikleriyle değil; yargılar, bilgiler arası ilişkilerin doğruluğu ile ilgilidir. Bilgi kuramcısı ya da bir bilim insanı da bilginin doğruluğunu temellendirirken mantıksal akıl yürütmelere dayanır, mantık onun bir aletidir.