Protagoras, doğa felsefesi ile ilgilenmemiştir. Kendinden önceki felsefenin başlıca konusu olan ” kozmos ” problemi, Protagoras’ın problemi değildi. Onun problemi ” insan “dı. Diğer yandan, Protagoras’ın bilgi teorisi, şüpheci ve rölatiftir. Felsefesi ve bilgi teorisinin bu özellikleri, Protagoras’ın doğa bilimlerine ilgi duymasına neden oldu. Doğa bilimlerinin herhangi bir dalına katkıda bulunmadı.
Matematiğe ve diğer bilimlere karşıydı ve önem vermezdi. [ Platon (5) ] Protagoras’a göre gerçek olan görüngüdür. Bu ilkesi nedeniyle Protagoras, matematikçilerin tanımladığı çember kavramı reddetti, somut çemberin göz önüne alınması gerektiğini ileri sürdü. Çemberin teğete bir noktada değmediğini, teğet boyunca değdiğini iddia etti. [ Freeman (2) ]
Sofistler, gerekli bilgileri ve söz söyleme sanatı öğretek öğrencilerini politikaya hazırlıyorlardı. Bu nedenle, insanın psikolojik yönü ile ilgilendiler ve psikolojiye ilgi duydular. Psikoloji ile ilgili görüşler ileri sürdüler. [ Gökberk (7) ] Örneğin, Protagoras’a göre, ruh göğüste bulunur ve algıdan ayrı olarak var olamaz. [ Freeman (2) ]
Sofistler, dilbilgisi üzerinde de çalışmışlardı. Protagoras bu konuda ilginç çalışmalar yapmıştır. Sözcüklerin doğru kullanılmasını araştırmış, isimlerin türlerini, fiilin zamanlarını, cümlenin temel şekillerini ilk defa o saptamıştır. [ Guthrie (3), Gökberk(7), Laertius(1), Aristoteles(19) ]
Antik çağda, yasaları tanrıların yaptığı inancı egemendi. Yasa koyucular, anayasa düzenleyenler, tanrıların emirlerini bildiren ve uygulamaya koyan elçilerdi. 5. yüzyılda bu düşünce sarsıldı ve yasaların belli ihtiyaçları karşılamak için düzenlenmiş insan eseri kurumlar olduğu kabul edildi. Yasalar ” Bir topluluğun üyeleri arasındaki sözleşme ” diye yorumlandı. Bu düşüncenin ilk taşlarını koyan sofistlerdir. [ Guthrie(3) ]
Sofistler, gezginci hoca olarak, birçok yerler görmüş, bu arada devlet şekillerinin, hukuk düzenlerinin, toplulukla ilgili olan diğer sosyal şartların, devirden devire ve şehirden şehire değiştiğine tanık olmuşlardı. Bunların, her devirde ve her ülkede başka bir şekil aldığını göz önünde tutmuşlardı. İşte, bütün bu gözlemler sonucunda, insanlıkla ilgili olan bütün kurumların, insanlar tarafından meydana getirilmiş olduğu düşüncesine varmışlardır. Ancak, insanları, bütün bu kurumları meydana getirmeye götüren sebepler nerdir ? [ Birand (20) ]
Protagoras, bu soruya bir masallar yanıt verir:
“– Kabul ediyorum Sokrates dedi. Ama bu yaşlı bir adamın gençlere anlattığı bir masal şeklinde mi, yoksa soruyu adım adım tartışarak mı göstereyim ?
Toplantıdakilerin çoğu konuyu istediği gibi incelemesini söylediler.
– Sanırım bir masal dinlemek daha hoşunuza gidecek. Bir zamanlar tanrılar vardı ama ölümlü türler henüz yaratılmamıştı. Yaratılmaları için kaderin saptadığı an gelince, tanrılar onları toprak, ateş ve bu ikisiyle karışabilen maddelerle yer altında şekillendirdiler. Gün ışığına çıkarılacakları an yaklaşınca, Prometheus ile Epimetheus’u her birine gerekli yetenekleri dağıtma işiyle görevlendirdiler. Ama Epimetheus, Prometheus’tan bölüştürme işini kendine bırakmasını istedi: ‘ İşim bitince gelir gözden geçirirsin ‘ dedi. İzni alınca bölüştürme işine koyuldu ama bazılarına güç veriyor hız vermiyor, bazılarına ise hız veriyor hüç vermiyordu; bazılarına silah verdi, bazılarına vermedi, ama korunmaları için başka güçler buldu. Küçük bir bedene yerleştiklerine kaçmak için kanat ya da yeraltında sığınak veriyor, iri bedenlileri korumaya ise bu irilikleri yetiyordu; bu dengeleme yönetimini bütün hayvanlara uyguladı. Bütün bu önlemler, türlerin yok olmasının önüne geçmek içindi. Ama onlara birbirlerinin yok etmelerini önleyecek bu güçleri verdikten sonra, Zeus’un mevsimlerine dayabilmelerini de sağlamaya çalıştı; bunun için soğuktan ve sıcaktan koruyacak, uyurken doğal yorgan yerine geçecek kalın derilerle, sık tüylerle kapladı bedenlerini. Ayrıca her birine ayabakkabı olarak ya tırnak takı ya da kansız, kalın deriler verdi. Sonra her türe ayrı besinler buldu: Kimine yerin otlarını, kimine ağaçların yetişmişlerini verdi; hatta bazılarına besin olarak başka hayvanların etini verdi, ama türlerin tükenmesini önlemek için yiyenlerin az, yenenlerin çok üremelerini sağladı. Ne var ki, pek derin düşünceli olmayan Epimetheus, dikakt etmeden elindeki bütün güçleri hayvanlar için harcamıştı, ama gerieye insan ırkı kalmıştı; ne yapacağını bilemiyordu. Bu sıkıntılı halinde, Prometheus bölüştürmeyi gözden geçirmeye geldi; hayvanları çok iyi donatıldığın, ama insanın çıplak, ayakkabısız, örtüsüz, silahsız olduğunu gördü.
Oysa toprağın altında gün ışığına çıkarılması gereken gün yaklaşmaktaydı. Bunun üzerine, insana kendini koruması için verecek şey bulamayan Promethus, Hephaistos ile Athena’dan ateşle birlikte sanatlar bilgisini ( ateş olmaksızın sanatlar bilgisi hem imkansızdır, hemde yararsızdır çünkü ) çaldı ve insan, yaşamını korumasına yarayacak bilimi edinmiş oldu, ama siyaset bilgisine sahip değildi; Zeus’un elindeydi bu bilgi. Prometheus da, Zeus’un oturduğu akropolise girecek zaman bulamamıştı; zaten çevresinde bir yığın korkunç nöbetçi beklerdi. Athena ile Hephaistos’un sanatlarıyla uğraştıkları ortak çalışma yerine gizlice girmeyi başarıp tanrıdan ateş kullanma sanatını, tanrıçacan da onun uğraştığı sanatı çalıp insana armağan etti. İnsan yaşamını için gerekli şeyleri işte böyle elde etti. Sonradan Prometheus’un, Epimetheus’un yanlışı yüzünden yaptığı hırsızlık için cezalandırılacağı söylenir. İnsan, tanrısal payını alınca, önce tanrılarla arasındaki yakınlık yüzünden, bütün hayvanlar arasında tanrının varlığına inanan tek o tür oldu, tanrılara sunaklar ve heykeller dikti; sonra, çok geçmeden, elindeli bilim sayesinde konuşmayı, eşyaya ad takmayı,; ev, giyecek, ayakkabı, yatak yapmayı ve besinlerini topraktan çıkarmayı başardı. İnsanlar bu kaynaklarla başlangıçta birbirlerinden ayrı yaşıyorlardı, şehirler kurulmamıştı; bu yüzden hep, onlardan daha güçlü olan vahşi hayvanların pençeleri altında can vermekteydiler. Ellerindeki sanatlar yaşamalarına yetiyor, ama hayvanlara karşı savaışta yetersiz kalıyordu; çünkü parçalarından biri de askerlik sanatı olan siyaset sanatına sahip değillerdi henüz. Bunun sonucunda bir araya toplanıp şehirlr kurmak, kendilerini güvenlik altına almak istediler. Ama bir araya toplanınca, siyaset sanatına sahip olmadıkları için, birbirlerine kötülük ettiklerinden yeniden ayrılıyor ve yok olup gidiyorlardı. Irkımızın yok olmasından korkan Zeus, bunun üzerine, Hermes’e sitelerde kural yerine gelmesi ve insanları dostluk bağlarıyla birbirine bağlaması için doğruluk ve utanmayı götürmesini söyledi. Hermes, insanlara doğruluk ve utanmayı nasıl bölüştüreceğini sordu Zeus’a. ‘ Sanatları bölüştürüldüğü gibi mi bölüştürmeliyim ? Sanatlar, hekimlik sanatındaki usta tek bir insan, meslekten omayan birçok kimseyi tedavi edecek şekilde bölüştürdüğü; öbür zanaatçılar için de böyledir bu. Doğruluk ile utanmayı da böyle mi dağıtmalıyım insanlar arasında, yoksa hepsine mi bölüştürmeliyim ? ‘ ‘ Hepsine,’ diye cevap verdi Zeus. ‘ Hepsi payını alsın; çünkü bu erdemler, sanatlar gibi yalnız bazı insanlarda bulunursa, şehirler ayakta duramaz. Sonra da şu yasayı koy benim adıma: Utanma ve doğruluktan nasibi olmayan her insan, toplum için bi bela sayılacak, öldürülecektir. ‘
İşte Sokrates bu yüzden Atinalılar ve öbür Yunanlıar, söylediğin gibi, söz konusu mimari ya da başka bir meslek olunca akıl verme işinin küçük bir azınlığa düştüğünü düşünüp bunlardan olmayan birinin fikir yürütmeye kalkışmasını hoş görmüyorlar; bence de haklıdırlar. Ama temeli doğruluk ve ölçülülük olan siyaset sanatından söz açıldı mı, herkesin düşüncesini söylemesi kabul etmekte haklıdırlar, çünkü herkesin yurttaşlık erdeminde payı olması gerekiyor; olmazsa site de olmaz.” [ Platon (5) ]
Biranz (20), bu parçaya dayanak Protagoras’ın toplum sözleşmesi kuramını ifade ettiğini söyler. Guthrie(3) de bu düşünceye yakındır. Protagoras’ın toplum sözleşmesi kuramını ifade ettiği tartışmaya açıktır. Fakat Protagoras’ın din ve toplum üzrine düşündüğü kesindir.
Kaynakça
(1) Laertius, D., Lives of Eminent Philosophers, Vol. II, Harvard University Press, 1970.
(2) Freeman, K., The Pre-Socratic Philosophers, Oxford: Basil Blackwell, 1966.
(3) Guthrie, W. K .C, A History of Greek Philosophy, Vol. 3, Cambridge Uni. Press, 1975.
(4) Platon, Sofist, ME. Yayını, 1967
(5) Platon, Protagoras, ME. Yayını, 1965.
(7) Gökberk, M, Felsefe Tarihi, Bilgi Yayınevi 1967.
(19) Aristoteles, Retorik, Yapı Kredi Yayınları, 1995.
(20) Birand, K, İlkçağ Felsefesi Tarihi, Ankara Üniversitesi, 1964.














