Sokratesçi Diyaloglar

Platon’un, Sokrates‘in düşüncelerini yansıtan yapıtları.

Platon’un gençlik diyalogları genellikle Sokratesçi diyaloglar adıyla anılır. Bu diyaloglar şunlardır: Apoligia, Kriton, Küçük Hippias, İon, Lakhes, Euthyphron, Kharmides, Protagoras ve Devlet‘in birinci kitabı. Ne var ki bu yapıtlardan birçoğunun Platon’un olup olmadğı bile kesin değildir, tartışmalıdır.

Bundan başka, Sokratesçi diyaloglar arasına Platon’un başka yapıtlarını katıp gençlik diyaloglarından birçoğunu bu deyimin dışında tutan öneriler de vardır. Örneğin Emile Bréhier, Felsefe Tarihi‘nde şöyle der:

“Protagoras’ta zengin ve ünlü sofistlerin ortasında genç ve yetkesiz Sokrates’i, Apologia (Savunma)’da kendi ahlak ve toplum göreviyle bilinçlenmiş olan Sokrates’i, şölen’de ve Teaitetos’ta Menon’un bilgisizliğini açığa vurarak onu bir torpil balığı gibi sersemleten Sokrates’i, en sonra da Gorgias ve Menon’da felsefe dirimini savunan Sokrates’i buluruz. Bundan sonra Sokrates ve onun acıklı dirimi de silinip ortadan kalkar”.

Sokrates'in Felsefedeki Yeri

Sokrates, Fizik dünya ile ilgilenen felsefenin dikkatini insan yaşamının sorunlarına çeken ilk düşünürdür. Felsefeyi gökten yere indirdi. Bu çalışması nedeniyle felsefenin doruklarından biri sayılır. Fakat, ondan önceki doğa filozofları ile kıyaslanınca, felsefede bir gerilemenin temsilcisi olduğu görülür. Çünkü, doğa filozofları evrenin materyalist açıklamasını yaptılar. Evrenin yasasın egemenliğini gösterdiler. Pozitif bilimi yarattılar. Uygarlığın ilerlemesini açıkladılar. Bu ilerleyişin teknolojinin yaratıcısı insan eseri olduğunu ortaya koydular. Adaletin bir sözleşmenin sonucu olduğunu gösterdiler.

Sokrates ise, doğayı teleolojik (erek-bilimsel) bir yaklaşımla, tarihi tanrının bir taktiri ve adaleti zamandan, yerden ve koşullardan bağımsız ebedi bir “idea” olarak açıkladı. İyonya okulunun filozoflarının geliştirdiği doğa ve insan hakkında bilimsel görüşü terk etti. Bilimsel görüşün yerine Pisagor ve Parmenides’ten gelen dinsel görüşü yerleştirdi. Felsefeyi gökten yere indirmekten çok, öldükten sonra insan ruhunun cennete gidebilmesi için yapılması gerekenleri açıkladı. [Farrington (21)]

Sokrates, tümevarım yöntemini buldu. Tanımın önemini ortaya koydu. Fakat, bu konulardaki ustalığını sadece ahlak ve siyaset problemlerini açıklamakta kullandı. Bilime hiçbir katkıda bulunmadı. Bilim üzerinde etkici yıkıcı oldu.
Sokrates bir ahlak felsefesinin yaratıcısıdır. Fakat, bu konuda teorisyen olarak zayıftır. Örneğin, ahlak felsefesi konusunda Kant’tan çok geridir.

Sokrates, kişisel karimza ve ölüm karşısında kahramanca davranışının etkisiyle gereğinden fazla yüceltilmiştir. Taraftar ve hayranlarının bu tutumu ondan önce gelen birici sınıf filozofların gölgede kalmasına neden olmuştur. [Weber (15)] Elealılarla başlayan ve nesnel gerçekliğin asla bilinemeyeceğini ileri süren Gorgias‘tan geçen idealist çizgiyi geliştiren Sokrates’in düşüncelerine öğreti demek zordur. Düşüncelerine eğer bir öğreti niteliği yakıştırmak gerekiyorsa, “mutlu yaşama” felsefesi denebilir. Ona göre, mutlu yaşamanın yöntemi de, insanın kendi kendini bilmesidir.

Sokrates, hiçbir şey yazmamış, yetmiş yıllık yaşamında tartışmış ve konuşmuştur. Bu tartışma ve konuşmalardan hiçbir sonuç ortaya çıkmamıştır. Konuşmalar, bir tartışma gösterisi, bir fikir jimnastiğidir. Günümüzdeki talk-show’lara benzemektedir. Sokrates, bu tartışma ve konuşmalarda talk-show’cu rolünü oynamaktadır. Bu nedenle, “Sokrates, ilk talk-show’cudur,” denebilir.

Kaynakça

(15) Weber, A., Felsefe Tarihi Remzi Kitabevi, 1964.
(21) Farrington, B., Greek Science, Penguin Books, 1966

Sokrates ve Usdışılık: İlahi İşaret

Sokrates, içinde “Daimonion” adını verdiği bir ses duyduğunu söylerdi. Daimonion, ilahi bir işaret, ruhsal bir kılavuzdur. Sokrates, Daimonion’u şöyle tanımlar:

“Bir tanrının ya da tanrısal, kutsal bir belirtinin bana göründüğünden çok kere ve birçok yerde söz açtığımı işitmişsinizdir. Meletos’un suçlanmasında, bununla alay ettiğini de bilirsiniz. Bir çeşit ses olan bu belirti çocukluğumda gelmeye başlamıştı bana; bu ses beni hep görmek istediğim işlerden alıkoyar, ama ‘Yap !’ diye hiçbir vakit emretmezdi. İşte beni siyasete girmekten alıkoyan da budur.” [Eflatun (4)]

Hüküm giydikten sonra Sokrates arkadaşlarına şöyle der:

“Öleceğim yere gitmeden, sizlerle olup bitenler üstünde görüşmek istedim. Azıcık daha bekleyin gönüldeşlerim, vakit varken görüşmemize engel olamaz kimse. Bugün başıma geleni nasıl yorumladığımı, size gönüldeşlerime olduğu gibi anlatacağım. Olmayacak bir şey geldi başıma. BÜtün yaşamın boyunca, en önemsiz işlerde bile bir kötülük yapacak olsam, içimdeki tanrısal, kutsal ses beni bundan alıkoymak için sesini duyurmaktan geri durmamıştır. Oysa bugün sizin de gördüğünüz gibi, kötülüklerin en kötüsü sayılabilecek bir şey geldi başıma. Ne bu sabah evden çıkarken, ne yargı yerinde, ne de sizlere söylemek istediğim sözleri derken alıkoydu beni tanrının belirtisi kutsal ses. Oysa birçok başka durumlarda konuşmanın tam ortasında durdurmuştur beni bu ses. Bugün, tersine, savunma sırasında davranışlarımın, sözlerimin arasına girmedi hiç. Bu susuş, bu çekinme nedir dersiniz ? Neden olduğunu anlatacağım size. Bu benim başıma gelenin bir iyilik olduğunu su götürmez de ondan; iyice düşünecek olursak ölümün kötülük sayılması yanılgıya düşmektedir. Bunun en kesin kanıtı şudur: Benim yaptığım şey iyi bir şey olmasaydı o belirti, o ses beni bundan alıkoymaktan geri durmazdı.” [Eflatun (4)]

Bu ilahi ses” çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. Örneğin, Akarsu(19) diyor ki:

Sokrates’in içinde duyduğunu söylediği sesde-kendi deyişi ile Daimonion-bu mutlulukla=eudaimonia ile bağlantı içinde. Eudaimon, kendisinde daimon’un, yani doğrudan doğruya insan yaşamını kuşatan, insan yaşayışlarının içine sokulan gücün bulunduğu kimsedir. Sokrates’in daimon’unu bu bakımdan vicdanla ya da insana doğru yolu gösteren güçle karıştırmamak gerek. Daimonion, Ernst Hoffmann’ın ‘Griechische Philosophie bis Platon’ adlı eserinde belirttiği gibi, sözcük olarak da anlam olarak da, ‘eudaimonia’ ile bağlantı içinde. Erdemli insanı, mutluluğunu yitirmek tehlikesi içinde bulunduğu zaman uyaran, uyarıcı bir ses. Sokrates doğruluğun, doğru eylemin insana eudaimonia sağladığına inanıyordu. Bu ses mutluluğun tehlikede olduğuna işaret edince, doğru davranmadığını anlıyordu. Zaten bu ses hiçbir zaman ‘iyi’yi yapmayı buyurmamıştır. O daha çok alıkoyucu bir ses. Kötü bir şeyi yapmaya bırakmayan, kötü eyleme engel olan bir ses. Bizi kötü eylemlere götüren daha çok dış dünyaya bağlı şeyler, duyulara bağlı şeyler, bu ses işte dış dünyanın, duyuların zevkine insanın kendini kaptırmasına engel olan aklın sesi. Sokrates, bilmeden kendi iyiliğine karşı davranmak istediği zaman bu ses kendini gösterir. Bu ses bir eyleme karşı bir uyarıda bulunuyorsa o eylem iyi olamaz.”

Daimonion’un, “vicdan“,”ahlaki bir sezgi“, “peygamberlerde görülen içgüdü” olduğu da ileri sürülmüştür. Bu ilahi sesin, daimonion’un bilimsel açıklamasını psikoloji uzmanlarına bırakmak gerekir. Fakat, “daimonion“un irrasyonel(usdışı) bir iddia, dini-mistik bir unsur olduğu açıktır.

İlahi ses“, daimonion, Sokrates’in suçlanmasına neden olmuştur. Ölümüne yol açan mahkemeye verilmesinde daimonion’un rolü olmuştur. Suçlanmadaki, “Sokrates’in Atina’ya yeni tanrılar getirmek istediği“iddiası, buna dayandırılmıştır. [Gökberk(20)]

Kaynakça

(4) Eflatun, Sokrates’in Savunması, Küçük Diyaloglar, Remzi Kitabevi, 1960.
(19)Akarsu, B., Ahlak Öğretileri, Remzi Kitabevi, 1982.
(20) Gökberk, M., Felsefe Tarihi, Bilgi Yayınevi, 1967.

Ksanthippe Fırtınası

Karısı kötü huyluluğu ile ünlüydü. Ksenophon’un(8) “Şölen” isimli eserinde Ksanthippe’nin huysuzluğu ile ilgili şu konuşma verilmiştir:

“Antishenes sordu: Peki Sokrates, mademki böyle düşünüyorsun, o halde nasıl oluyor da Ksanthippe’yi yetiştirmeye çalışmıyorsun ? Sen öyle bir kadınla yaşıyorsun ki bugünün en kötü huylu kadınıdır; hatta diyebilirim ki geçmişte de, gelecekte de kötülükten yana eşi yoktur. “

Sokrates karşılık verdi: “Binicilikte usta çıkmak isteyenler atların en uslusunu değil, en huysuzunu seçerler çünkü böyle bir atı yola getirebilirse ötekilerle kolayca baş edebileceklerini düşünürler. İşte ben de insanlarla uğraşmayı ve onlarla başa çıkmayı istediğim için bu kadını seçtim. Biliyorum ki eğer ona dayanabilirsem bütün öteki insanlarla kolayca geçinebilirim. “

Devamını oku »

" Silen Heykellerine Benziyor "

Sokrates geniş, yassı ve kalkık burnu, patlak gözleri, kalın etli dudakları, kocaman göbeği ile çirkin birisiydi. Ama bu çirkinliği onu etkileyici kılıyordu. [ Guthrie(3), Bacon(6), Russel(7), Ksenophon(8) ] Sokrates’in betimlemesi zor fakat etkileyici bir bakışı vardı. [ Guthrie(3) ] Sokrates’in bakışını Platon (9) ” sık sık yaptığı gibi, bakışlarını üzerimize yoğunlaştırarak, boğa bakışıyla adama bakarak ” diye tanımlar. Sokrates, gözleri için şöyler der: ” … Seninkiler yalnız karşıyı görür, halbuki benimkiler patlak oldukları için yanları da görürler. ” [ Ksenophon(8) ]

Arkadaşları, Sokrates’i Silen heykellerine ve yassı balığa benzetmişlerdir:

Ben Sokrates’i övmek için, dostlarım, bazı benzetmelere başvuracağım. Şaka ettiğimi sanacak Sokrates. Ama bu benzetmeleri şaka için değil, doğruyu göstermek için kullanacağım. İlkin bu adamı Silen heykellerine benzeteceğim. Hani şu heykel dükkânlarında görülen düdüklü, kavallı Silenlere, Bu silenler ortadan ikiye bölünür ve içlerinden küçük küçük tanrı heykelleri çıkar. Onu Satyr Marsyas’a da benzetebilirim. Görünüş bakımından bu Silenlerin tıpkısısın Sokrates. Yalan mı ? ” [ Eflatun (5) ]

Bırak, seninle biraz şaka edeyim: Sen görünüşünle, her şeyinle şu uyuşturucu yassı balıklara benziyorsun. Bu balık kendisine yaklaşanı ve dokunanı hemen uyuşturur. Sen de bana öyle tesir ettin, beni uyuşturdun. [ Eflatun (10) ]

Sokrates, görünüşe önem vermezdi. Yalınayak gezerdi. Sürekli şaka konusu olan yırtık pırtık elbiseler giyerdi. Banyo yapmadığı için eleştirilirdi. Arkadaşları, onu banyo yapmış, sandaletlerini giymiş gördükleri zaman önemli bir olay olduğunu, örneğin, bir toplantıya gittiğini düşünürlerdi. [ Guthrie(3) ]

Bu konuda Eflatun(5) diyor ki : “ Tertemiz yıkanmış, ayağına sandallar giymiş bir Sokrates. Az görünürdü bu hali.

Bazı yazarlar, Sokrates’in parası ile yatırım yaptığını, elde ettiği faizlerle sermayesini büyüttüğünü, büyüyen sermayesi ile tekrar yatırım yaparak para kazandığını ileri sürer.  Bu yazarlara gçre, Sokrates’in ruh güzelliğinden etkilenen yakın dostu Kriton, işini bıraktı ve onu eğitti. Bundan sonra Sokrates, çarşıda pazarda moral sorunları tartıştı.

Alkibiades, ev yapması için ona büyük bir arsa teklif edince Sokrates şöyle dedi: ” Senden bir çift ayakkabı istedim, sen bana ayakkabı yapmam için tüm bir post verdin. Şimdi bunu almak benim için aptallık olur. ” Pazarda satılan çok sayıda malı görünce kendi kendine şöyle demiş : “ İşime yaramayan ne kadar çok şey var. ” [ Laertius(11) ] Sokrates, ” Mor elbise, parlayan gümüşler / Benden çok bir aktöre gerekirler. ” dizlerini sürekli olarak söylermiş. [ Laertius(11) ]

Yaşama şekli çok düzenli ve disiplinli olduğu için, Atina’da birkaç kez meydana gelen salgınlarla hastalığa yakalanmayan tek kişi Sokrates’ti. [ Laertius(11) ] Sokrates evliydi. Medeni halini şöyle anlatır: “Benim çoluğum çocuğum var; biri neredeyse yetişkin, ikisi daha çok üç oğlum var.” [ Eflatun (4) ]

Kaynakça

(3) Guthrie, W. K. C., A History of Greek Philosophy, Vol. 3, Cambridge University Press, 1975.
(4) Eflatun, Sokrates’in Savunması, Küçük Diyaloglar, Remzi Kitabevi, 1960.
(5) Eflatun, Şölen, Remzi Kitabevi, 1962.
(7) Russel, B., History of Western Philosophy, Unwin University Books, 1961.
(8) Ksenophon, Şölen, Remzi Kitabevi, 1962.
(9) Platon, Phaidon, Gündoğan Yayınları, 1989, M.E.B. Yayınları, 1963.
(10) Eflatun, Menon Küçük Diyaloglar, Remzi Kitabevi, 1960
(11) Laertius, D., Lives of Eminent Philosophers, Harvard University Press, Vol. 1, 1972.

Sokrates'in Kahramanlıkları

Platon’un (2) ” Lakhes ” adlı diyaloğunda Lakhes (Atina’nın ünlü bir komutanı ), Sokrates‘in kahramanlığını şöyle anlatır:

” Ben onu başka bir yerde yalnız babasını değil, yurdunu da onurlandırırken gördüm. Delion bozgununda geri çekilirken yanımdaydı; inan herkes onun gibi davransaydı, şehrimiz başını hâlâ dik tutar, böyle düşmezdi. ” Sokrates, savaşta yaptıklarını şöyle anlatır: ” Potidea’da, Amphipolis’te, Delion’da, seçtiğimiz komutanların gösterdikleri yerde, her türlü ölüm sakıncası karşısında bütün gözüpekliği ile duran ben… ” [ Platon(4) ]

Savaşçı Sokrates’i, Alkibiades şöyle anlatır :

” Birlikte Potideia seferine gittik. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmedi orada. Yorgunluğa katlanmada yalnız beni değil, herkesi geçiyordu. Yollarımız kesişip de, her savaşta olduğu gibi yiyeceksiz kaldık mı, açlığa onun kadar dayanan olamazdı. Bolluğa kavuşunca da, yalnız o bilirdi içkinin de her şeyin de tadını çıkarmasını. ( … ) Karakış karşısında ise ( oralarda kış korkunçtur, bilirsiniz ) Sokrates’in dayanma gücü inanılmaz bir şeydi. Dört bir yanın buz kestiği bir gündü, kimse dışarı çıkamıyordu, çıksa da üstüne başına olmayacak şeyler örtüyor, ayaklarına keçeler, kuzu postları sarıyordu. O gün her zamanki kılığıyla yalınayak Sokrates, buzlar üstünde, ayakları sargılı askerlerden daha rahat yürüyordu. O kadar ki, askerler kendilerine meydan okuyor sanarak, içerlediler, yan yan baktılar ona.

O benim yiğitlik nişanı aldığım savaş yok mu, bu adam olmasa, o savaştan sağ çıkamazdım; yaralıydım, yanımdan ayrılmadı, silahlarımı da beni de o kaldırdı.

Delion bozgunundan sonra ordumuz kaçarken, Sokrates’i görmeliydiniz dostlar ! Yolum düştü, yanından geçtm, ben at sırtından indim, o sırtında ağır silahlar taşıyordu. Bütün askerlerimiz çoktan çözülmüş kaçışıyorken, o, Lakhes’le ağır ağır çekiliyordu. Tam o sırada rastladım ikisine. ( … ) orada  Sokrates’i Potideai Savaşı’ndan daha iyi görmek fırsatını buldum. İlk gördüğüm şu oldu: Sokrates, Lakhes’ten çok daha soğukkanlı idi. Sonra baktım burada nasıl yürürse, orada da öyle yürüyor. Aristophanes, senin dediğin gibi  ‘ göğsünü gere gere, bakışını gezdire gezdire ‘ dostu da düşmanı da aynı rahat gözlerle süzüyor. Onu uzaktan yakından her görene’ Bu adama çatılmaz, yaman korur kendini, ‘ dedirtiyordu. Böylelikle o da, yanındaki de rahatça geri çekildiler. Savaşta böyle davrananlara kimse saldırmaz, yel yeperek kaçanların peşine düşerler. “ [ Eflatun(5) ]

Sokrates’te Kataleptikos ( çakılıp kalma ) ve kendinden geçme ( trans ) haleri görülürdü. [Russell(7) ]

Eflatun (5) onun bu hallerini şöyle anlatır : ” Aynı seferde bir şey daha oldu, anlatılmaya değer: Sokrates şafaktan beri düşünceye dalmış, olduğu yerde duraklamıştı. Aradığını bulamadığı için olacak, bir türlü bırakıp gidemiyor, ayakta düşünüp duruyordu. Öğlen oldu, askerler ona bakıyor ve şaşkın şakın, Sokrates’in sabahtan beri ayakta dalmış düşündüğünü birbirlerine fısıldıyorlardı. Akşam olunca, askerlerden bazısı yemeklerini yedikten sonra, yataklarını çadırdan dışarı çıkardılar, mevsim yaz olduğu için, açık havada yatıp, Sokrates’in bütün gece hep öyle durmayacağını görmek  istediler. Sokrates olduğu yerde ertesi sabah gün ağarıncaya kadar kaldı. İşte o zaman yalnız güneşe tapındı ve çekti gitti. “

Kaynakça

(2) Platon, Lakhes, Diyaloglar, Remzi Kitabevi, 1986.
(4) Eflatın, Sokrates’in Savunması, Küçük Diyaloglar, Remzi Kitabevi, 1960.
(5) Eflatun, Şölen, Remzi Kitabevi, 1961.
(7) Russel, B., History of Western Philosophy, Unwin University Books, 1961.

Sokrates

Sokrates Atinalıdır. MÖ 470 ( 469 ) yılında doğdu. Babasının adı Sophraniseus, annesininki Phaenarete’dir. Annesi, çok saygın, soylu bir ebeydi. [ Platon (1) ]
Babasının duvarcı ustası veya heykeltıraş olduğu bildirilir. Babası, insanların en iyilerinden sayılan ve saygı duyulan bir kişiydi. [ Platon (2) ]

Babasının yoksul olması olası değildir. [ Guthrie(3) ] Daha sonraki yoksulluğu, Sokrates’in seçtiği bir yaşama biçimiydi. Yaşam biçimini şöyle anlatır:

” Bugün bile yer yer dolaşıyor, yurttaş olsun, yabancı olsun bilge sandığım kimi bulursam konuşup, soruyorum; bilge olmadıklarını anlayınca da, Tanrı’nın savuculuğunu yaparak bilge olmadıklarını kendilerine gösteriyorum. Bu iş bütün vaktimi alıyor, buyüzden devlet işleri ve kendi işlerimle sıkıca ilgilenemiyorum hiç; Tanrı’ya hizmet edeyim diye öylesine yoksul bir yaşam sürüyorum ki, bu kadar olur. “ [ Platon (4)]

Sokrates, Peloponez Savaşları’na katıldı. Savaşlarda, tehlike karşısında gösterdiği cesaret, soğukkanlılık ve dayanma gücü ile ünlendi. [ Guthrie (3) ]

Kaynakça

(1) Platon, Theaitetos, Diyaloglar, Remzi Kitabevi, 1986.
(2) Platon Lakhes, Diyaloglar, Remzi Kitabevi, 1986.
(3) Guthrie, W. K. C., A History of Greek Philosophy, Vol. 3, Cambridge University Press, 1975.
(4) Eflatun, Sokrates’in Savunması, Küçük Diyaloglar, Remzi Kitabevi, 1960.