sbs Bebek diyet boyuzatma egitim cilt bilim saglik burs sml
  • YURTKUR Kyk Bursu, kredi Yurtlar Kurumu Başbakanlık Bursu Başvuruları.
  • Evde Vücut İçin Peeling Yapımı
  • En Güzel Cilt Bakım Maskesi, Yumurta - Havuç Maskesi Tarifi
  • 2010 Sbs Tercihi, Sbs Tercihleri Nasıl Yapılacak?
  • YURTKUR Kyk Bursu, kredi Yurtlar Kurumu Başbakanlık Bursu Başvuruları.
  • Evde Vücut İçin Peeling Yapımı
  • En Güzel Cilt Bakım Maskesi, Yumurta - Havuç Maskesi Tarifi
  • 2010 Sbs Tercihi, Sbs Tercihleri Nasıl Yapılacak?
  • YURTKUR Kyk Bursu, kredi Yurtlar Kurumu Başbakanlık Bursu Başvuruları.
  • Evde Vücut İçin Peeling Yapımı
  • En Güzel Cilt Bakım Maskesi, Yumurta - Havuç Maskesi Tarifi
  • 2010 Sbs Tercihi, Sbs Tercihleri Nasıl Yapılacak?

İlk Sufilik

İslam’ın ilk yüzyılında Araplar arasında tasavvuf diye bir şeyin bulun­madığı, bunun ancak ikinci yüzyıldan itibaren ve İslami fetihlerin ardından başladığı bilinmektedir. İlk temsilcilerinin de acemler olduğu bir gerçektir. Bir sapma şeklinde toplumda başlayan zühd akımının tasavvuf kültürüne can kurtaran simidi gibi sarıldığı ve zamanla tekamül ederek tasavvuf ola­rak revaç bulduğu bilinmektedir. Nitekim İslam tarihinde tasavvuf akımının bariz temsilcileri olan mesela Kuşeyrî, Hucvirî, Cami, Attar, Kelebazî, Suhreverdî, Gazali, Bistamî, Hallaç, Tusî, Tebrizî, Rumî, Muhasibi gibi ki­şilerin de acem ( İran menşeli ) oldukları bir gerçektir. Diğer taraftan anako-nuların hemen pekçoğunda tasavvuf ile gulat şiilik arasında bir aynilik ol­duğu görülmektedir.

Şii bir araştırmacı olan Dr. Kamil Mustafa eş-Şeybî’nin es-Sılatu Hey-ne’t-Tasavvuf ve’t-Teşeyyu adlı çalışmasında İslam tarihinde sûfî adıyla vasfedilen ilk kişilerin Cabir ibn Hayyan, Ebu Haşim el-Kûfî ve Abduk es-Sûfî olduğunu belirterek şöyle demektedir;

” Cabir ibn Hay’an, Cafer-i Sadık’m öğrencisi veya kölesidir. Şia, Cabir ibn Hayyan’m şianm büyüklerinden ve imam adına konuşan anlamında Bab olduğunu kabul eder. Şiilikle ilgili kitaplar yazdığı ve zühdde özel bir ekolü olduğunu söylerler. ” İhbaru’l-Ulema bi Ahbari’l-Ulema ” kitabının yazarı el-Kıftî, Cabir ibn Hayyan’m birçok felsefi bilgilere sahip bulunduğunu, Haris el-Muhasibi, Sehl ibn Abdullah et-Tusterî gibi tasavvufçuların yolu olan ba­tın ilmi yolundan gittiğini söyler. Bu adam kimya ilminde çok mahirdi.

İkinci adam olan Ebu Haşim el-Kûfî ise, Remle’de tasavvuftular için ilk defa tekke inşa eden kişidir. Rahipler gibi yünden uzun elbise giyer, Hıristi­yanlar gibi hulul ve ittihadı savunurdu. Ne var ki Hıristiyanlar hulul ve ittihadı sadece Hz. İsa için kabul ederken, Ebu Haşim el-Kufî bunu kendisi için iddia etmiştir.

Ebu Haşim’le ilgili söylenenlerden anlaşılıyor ki, hakkındaki haberler azdır. Bununla beraber bu haberler Cabir ibn Hayyan’a dair haberler kadar yekun oluşturmaktadır. Ebu Haşim, Cafer es-Sadık’m ve Cabir ibn Hay yanın çağdaşıdır. Şia onu tasavvufun mucidi ( babası ) olarak adlandırır. Ca­fer es-Sadık’ın onun hakkında şöyle dediğini naklederler:

Gerçekten akidesi bozuktur. Tasavvuf adında bir mezhep uydurmuş ve çirkin aki­desi için yol yapmıştır.

Üçüncü adam olan Abduk es-Suü ise, Kufe’de kurulmuş yarı şüyarı tasavvufi bir fırkanın kurucusu olarak bilinmektedir. Surîyye kelimesi, Muha­sibi ve Hafız’ın eserlerinde bu fırkanın adı olarak kullanılmıştır. Abduk es-Sufı, zahid ve münzevi bir kişi olup hicrî 210 yılında Bağdad’da ölmüştür. Sofu adı verilen ilk kişi olarak da bilinir. O tarihlerde bu isim Kufe’de bazı şiiler ve İskenderiyye’de bazı isyancılar için kullanılırdı. Abduk, Bişr ibn el-Haris el-Hafî ve es-Serî es-Sakatî’den Önce büyük şeyhlerdendi. Adaletli imamların gittikleri yoldan gitmek gerektiğini ve adaletli imam olmadığı za­man azık miktarı dışında dünyadan birşey almanın caiz olmadığı düşüncesi­ni savunan bir fırkanın reisi olduğu da belirtilmektedir.

Abduk isminin aslında Abdulkerim olduğu ve torunu Muhammed İbn Abduk’un da şianın önde gelen kişilerinden bulunduğu, böylece Abduk’un Kufe’de yayılan ve zühdle karışık aşırı şiilikten kaynaklanan değişik yönleri şahsında toplayan bir kişi olduğu anlaşılmaktadır.

Netice olarak yeni araştırmacıların “süf kelimesinden geldiğine kesin gözüyle baktıkları sufî kelimesinin ilk olarak Kufe’de kullanıldığı anlaşıl­maktadır. Çünkü Kufe’de bütün zahidler yün giymişlerdir. Tasavvuf da sûf kelimesinden türemiştir. Yün giymenin de Hz. Ali soyundan gelen imamlara haksızlık yapanlara karşı muhalefeti ile meşhur Küfe ortamında ortaya çık­tığı anlaşılmıştır.

Dervişler

Bu, dilencilik alışkanlığından türeyen İslami din örgülerinin üyeleri için kullanan Farsça bir terimdir. Arapça karşlığı fakir‘dir. İslami din örgütlerinin birçok türü vardır ve her birinin birkaç üyelik aşaması vardır. Bazı hıristiyan örgütlerinde oluğu gibi, bazı kardeşler, bazı durumlarda insanların arasında olağan işleri yaparak yaşayıp, yanlıca düzenin işlerini yapmak üzere bazen çağrılabilir. Her zaman olduğu gibi, daha basit işler çıraklarca yapılır. Tüm dervişler, öyle yada böyle sufi felsefesinin izdeşleridir, tümü önceki kurucularından kalma bir başarı zinciri olduğuna inanır ve tümünün, çoğunlukla yüksek sesle yada fısıldayarak, hatta zihinsel olarak belirli sözlerin yenilmesi olan ve istenirse belirli jest yada hareketlerle gerçekleştirdikleri zikir adında bir tür uygulamarı vardır. Her örgütün kendine özgü inisiyasyon töreni, tanıma işaretleri, sınamaları ve şifreleri vardır. Bazı dervişler İslam’ın dış yönelim uygulamalarını bırakmıştır. ancak onlar kuraldışı olarak sınıflandırılır. kendi de müslüman olan yaşlı DR. H.M. Leon, müslümanlarca genel olarak sınıflandırılanlardan söz ettiğini sandığımız otuzüç belirgin derviş düzeni olduğunu söyler. Çoğunlukla saçları ve sakallarını uzatırlar.

Muhammed manastır yaşamına karşıt sözler söylemiş 0lsa da, bunun nedenini büyük olasılıkla, yaşadığı dönemde izleyicilerinde bazılarının bir din örgütü kurması ve bu örgütü kötüye kullanmasına karşın söylemiştir. Büyük derviş gruplarının Ebu Bekir ya da Ali ( sırayla Sünni ve Şiilerin ilk halifeleri ) tarafından kurulduğu ileri sürüür.

Derviş düzenlerinden birkaçı, düş ve vizyonları dikkate alır, inisiyasyon adayları gözlemler ve düzen’de ilerleme yeterli görülmelerine bağlıdır.

Sufilik

Sufilerin islamla ilişkileri yogilerin brahmanizmle olan ilişkisiyle neredeyse aynıdır. Peygamber öleli daha iki yüzyıl olmadan, onun dini giderek dış yönelim araştırmalarına konu olur ve Ebu Said Abul Khayr, Müslümanlara dinlerinin mistik doğasını yeniden anlatma arayışına girer. Sufiliği tanımlamak zordur, ancak bu hareket birkaç düşünce okuluna  bölündü. İslam Filozofların çoğuna sufi denir ve derviş örgütlerin çoğunun sufiliği uyguladığı sanılır. Aralarında birçok şair de vardır. Sünni ve Şii sufiler de vardır ve bu eğilim en çok Şah’ın büyük sufi yada sufilerin başı olarak kabul edilen İran’ın Şiilerin arasında bilinir.

Sufi sözcüğünün kökeni tartışılmaktadır. Arapça’da ” Saflık ” anlamına gelen safu ya da Yunanca’da ” Bilgelik ” anlamına gelen sophia sözcüğünden türemiş olabileceği ileri sürülmüştür. Ancak büyük olasılıkla, tüm Doğulu rahiplerin ve belkide bir zamanlar filozofların giydiği pelerin adlı yünlü giysiden yola çıkarak, Arapça yün anlamına gelen suf sözcüğünden türemiş olabilir. Her ne olursa olsun. Sufiler her zaman Mürşid denilen nitelikli öğretmenlerce eğitilmiştir ve bu yolda ilerleyen herkesin bu öğretmenlerin yönlendirmesi altına girmek zorundadırlar.

Sufiler panteizmle suçlanmıştır. ve çoğunlukla ALLAH’ın herşeyde olduğunu ve herşeyde ALLAH olduğunu öğretirler. Bazıları gerçeğin tüm dinlerde olduğunu söyler, ancak İslam en bütün olanıdır. Dinin dış yönelim biçimlerinin gerisinde ruhsal gerçekler ve güçler vardır. Dinin algılarından çoğu simgelerle doludur. Dolayısıyla, Müslümanlara yasaklanan şarap, sufilerce sık sık övülür, ancak gerçekte ruhsal çoşkudan söz ettiklerini söylerler. Onlar için aşk, ne anneye duyulan sevgi, nede romantik sevgidir, daha çok Mürşid’e bağlılık ve ALLAH’a duyulan özlemdir. Çicekler türlü erdem vs. anlamına gelir. Sufilerin bazıları, ancak tümü değil, reenkarnasyon öğretisine inanır. Tümü ALLAH’la birleşmeyi hedefler ve her çağdan ve ırktan mistiklerin ortak amacı olan ALLAH’a son yönelimi amaçlar. Zamanlarının çoğunu meditasyonla geçirme eğilimindedirler. Çoğunlukla dünyasal işlere aldırmaz yada önemsiz sayarlar. Çoğu bedenlerini denetleme başarısını gösterir, bildirilen başarılarından bazıları Hindistan’ın yogileriyle rekabet etmeleridir.