İran’lı Mani’nin kurduğu Hıristiyan-Zerdüşt karması din.
İran’lı Mani (216-276) –Lâtinler Manichaeus, Fransızlar Manés derler– İran’ın eski zerdüşt diniyle Hıristiyanlığı birleştirmeye çalışan sentetik bir din kurmuş ve dilimizde manicilik adıyla da anılan dinine eski Bâbil inançlarından ve Yeniplatonculuktan da öğeler almıştır. Yahudiliği kesin olarak bu bireşimin dışına bırakmıştır. Manicilik, temelde bi Zerdüştçülük reformudur. Ama denilebilir ki Mani, eskiçağın bütün bilgeliğini bütün insanlara seslenen evrensel ve tek bir dinde özümsemek istiyordu.
Mani’nin düşünce bireşimi ilkin felsefesel bir nitelik kazandı. Fiziksel’le ruhsal arasında bir ayrım tanımayan, her ikisinin de aynı şey olduğunu ilerisüren Mani, ilkin, çağının bilimselliğine uygun düşen bir doğa felsefesi geliştirmiştir. Mani’ye göre evrenin ve evrendeki bütün varlıkların yapısı, iyilik-kötülük (ışık-karanlık) karşıtlığıyla kurulmuştur. Bu karşıtlıktaki birliği sezmekle Mani diyalektik bilimselliğe pek yaklaşmıştı.
Hele evrenin ve evrendeki bütün varlıkların, bu karşıtlığın sürekli bir kavga alanı olduklarını ileri sürerken doğa yasalarının bilgisini, Herakleitos‘vâri bir seziyle kavramışa benziyordu. Ne var ki deneye dayanmayan ve nesnel gerçeklikle bağını koparan bütün seziler gibi o da bu sağlam temelin üstünde bir hayâl yapısı kurmaya başladı. Tanrı ve şeytan dogmaları böylesine bir hayâl ürünüdür. Yoksa ışık ve karanlık savaşında ışığın (eşdeyişle aklın ve bilginin) karanlığın (eşdeyişle boşinanç ve bilgisizliği) her an biraz daha yenerek gittikçe gelişmesi, kötülüğün (eşdeyişle bilgisizlikten doğan doğa yasalarına tutsak olmanın) iyilik (eşdeyişle bilginin artmasıyla doğaya egemen olma) karşısında her an biraz daha gerilmesi gibi düşünceleri gerçekten hayranlık vericidir.
Bu yüzden hemen bir dinin aydınları Manişeizme ilgi duymuşlar ve bu düşüncelere bağlanmışlardır. Mani’nin ölümünden sonra Manişeizm büsbütün Hıristiyanlaştırılmıştır. Ortaçağın Katolikliğe karşı olan ve İsâ’nın ilk Hıristiyanlığa dönmek isteyen bütün Hıristiyan mezhepleri, örneğin Katar’lar ve Albigeois’lar, manişeistti. Ünlü kilise düşünürü Ermiş Augustinus bile bir ara bu dine girmiştir. İsâ’nın ilkel ortaklaşacılığına uygun bir kamulculuk anlayışı da bu dini geniş halk yığınları arasında istenilir kılmıştır.
Bir açıdan manişeizm de bir çeşit ütopyacılıktır, ama çağının mistik ortamına uygun düşen zorunlu bir ütopyacılıktır. Temeli, Zerdüştçülüğün iyilik ve kötülük ikiciliğine dayanır. Evrende iki ilke egemendir; iyilik ışık ve ruhtur, kötülük de kaanlık ve bedendir. Evren bir iyilik – kötülük karışımıdır, insan da bundan ötürü ruh ve bedenden yapılmıştır. Bedenin içine hapsedilip acı çeken ruhları kurtarmak gerekir.
Amaç, iyilik-kötülük savaşının üstündeki birlik’e ulaşmaktır. İnsanları o birliğe bilim götürebilir. Bilimse sevgiyle kazanılır. Sevgi, kötülüğü iyilik içinde eriterek insanları birliğe ukaştıracaktır. Bu amaca varabilmek için her türlü tutkudan ve yalancılıktan sakınarak yaşamak yeter. Mani, İsâ’nın sözünü ettiği kutsal ruhun kendisi olduğunu, İsâ’nın kendisini müjdelediğini ilerisürmüştür.
Mani’nin İ.S. 276 yılında Zerdüşt rahiplerince derisi yüzülüp asılmasına rağmen Manicilik bütün dünyaya yayılmış ve İran, Hindistan, Tibet, Çin, Türkistan, İtalya ve Kuzey Afrika’yı kaplayarak günümüze kadar sürüpgelmiştir. Geniş anlamda Manişeizm, iyilik ve kötülük ikiciliğine dayanan bütün öğretileri adlandırır. Leibniz’in tanrıbilimi de Manicilikten etkilenmiştir.

















