Esîr.
Antikçağ Yunan düşünürü Hesiodos, Theogonia adlı yapıtında evrenin gerçekleşmesini anlatır. Önce khaos adını verdiği boşluk vardır. Bu boşluktan aydınlık anlamında aitheros ve karanlık anlamında erebos çıkmıştır. Hesiodos’un bu kavramı, Antikçağ Yunan felsefesi boyunca kullanılarak çağımız fizik biliminin en önemli terimlerinden biri olacaktır.
Yunan düşünürü Aristoteles’de aitheros, yıldızları meydana getiren bir gök özdeğidir, devimlerin en yetkini olan çemberimsi bir devimle döner. Fizik biliminde esîr, bütün evreni kaplayan ağırlıksız bir tözdür, ısı ve ışık bu töz aracılığıyla yayılır.
Ötedünyaya hazırlanmak için kurulan dünyasal yöntem.
Fransızce hiérocratie deyiminin karşılığı olarak önerilmiştir. Dinsel topluluklar, kilise örgütleri, din yasalarıyla yönetilen devletler bu deyimin kapsamına girer. Şer’î yönetime değgin olana Fransızca hiérocratique denir.
Örneğin ortaçağın Kutsal Roma imparatorluğu böylesine bir devletti. Bu gibi devletler için dinsel anlamında théocratique deyimi de kullanılır.
Müslümanlığı düzeltmek ve yenileştirmek için ilerisürülen din öğretisi.
On dokuzuncu yüzyılın sonlarında Hindistan’da Mirza Gulam Ahmet tarafından ortaya atılan bir düşünce hareketidir. Tanrı’nın bir Mehdî göndereceğini, Kur’an’da bunun birçok simgeleri bulunduğunu, İsâ’nın sanıldığı gibi çırmıhta ölmediğini ve Hindistan’a gelerek Keşmir kentinde dinini yaydığını, İsâ’nın sanıldığı gibi otuz yaşında değil yüz yirmi yaşında öldüğünü savunur.
Gulam Ahmet, birçok benzerleri gibi, Tanrı’dan yeni bir kitap getirdiğini de ileri sürerek Peygamberliğini de yaymıştır. 1904 yılında ölümünden sonra yerine Hâlife’ler geçmeye başlamış ve 1914 yılında dünya büyük bir savaşla birbirine girerken bu düşüncenin bağlıları büyük bir toplantı tertipleyerek Gulam’ın Peygamberliği konusunda tartışmaya girişmişlerdir. Gulam’ı Peygamber sayanlar ayrı bir topluluk kurarak adlarına Kâdyanî denilmiştir.
Gulam’ı bir din yorumcusu ve yenileştirici sayanlar da Ahmedî adıyla anılmışlardır. Kadyani’ler hala Afrika’da yandaşlar bulmakta, Ahmedî’ler de hala İngiltere’de Hıristiyanlar arasında yandaş bulmaya çalışmaktadırlar. Yirminci yüzyıl Afrikalılarından Kâdyanî olanlar bulunduğu gibi yirminci yüzyıl İngilizlerinden de Ahmedî olanlar vardır. Her iki grubun da İngiltere’de ayrı câmileri vardır ve kendilerinden olmayan Müslümanları Müslüman saymamaktadırlar. İngiltere’ye yerleşmelerinin nedeni, Gulam’ın güçlenebilmek için yaşarken İngilizlere yanaşmış ve Hindistan’ın İngiliz sömürgesi olması gerektiğini savunmuş bulunmasıdır.
Belli bir toplumun belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davranış kurallarını saptayan ve inceleyen bilim.
Bir insanın yaradılışı gereği gerçekleştirdiği davranış’ı dilegetiren Arapça hulk sözcüğününü çoğulu olan ahlâk terimi, huy, seciye, mizâç anlamlarını çoğul olarak kapsar. Dilimizde kişisel ahlak olarak aktöre, toplumsal ahlâk olarak töre ve bilim olarak törebilim terimleriyle karşılanmıştır. Bu bakımdan bilim ve felsefe olarak törebilim terimi Fransızcadaki éthique ve morale terimlerininin her ikisini de karşılar. Éthique karşılığı olarak kuramsal törebilim, morale karşılığı olarak kılgın törebilim deyimleri de kullanılmıştır.
Morale karşılığı olarak ahlâk ve éthique karşılığı olarak ahlâk felsefesi ya da Türkçe yazımıyla etik diyenler de vardır. Eski düşünürler bütün bu anlamlarda Yunanca ethik deyimini kullanılardı. Yunanca éthé deyimi, töre anlamını dilegetiriyordu. Daha sonra felsefesel-bilimsel ahlâk anlamında ethique ve kılgın-toplumsal ahlâk anlamında morale deyimleri kullanılmaya başlandığı gibi Lévy-Bruhl tarafından science des moeurs ortaya atıldı.
Törebilim’den ayırmak için törelerbilim olarak karşılayabileceğimiz bu yeni bilim, bizzat Lévy-Bruhl’ün de söylediği gibi, ahlâkı da kapsamaktadır. Gerçekte Arapça ahlâk deyimi, tümüyle moeurs deyiminin karşılığıdır ve bir toplumda gelenek, görenek, aktöre ve alışkılaraca belirlenmiş toplumsal kurallar‘ı dilegetirir.
Gizemsel esnaf loncası.
Ahîlik, toplumcu yapıda bir çeşit esnaf loncasıdır. Abbasî halifelerinden Nâsır Dinillâh’ın izniyle kurulmuş, daha çok Selçuklular zamanında Anadolu’da gelişmiştir. Ahî, Arapçada kardeş anlamındadır. Ahîler, birbirlerine kardeş derler, ortak sofralarda yemek yiyip ortak bir keseden para harcarlardı. Şalvar giyerler ve bellerinde her zaman bir bıçak bulundururlardı.
Başlarındaki ak şerit birbirlerini tanımalarını sağlar, yardımlaşmalarını gerektirirdi. Bir kardeşin saldırıya uğraması, bütün Ahîleri ayağa kaldırırdı. Ahîlerden Beyler ve Padişahlar bile çekinirdi. Siyasal güçler Sivas ve Ankara kentlerini bağımsız olarak yönetecek kadar etkiliydi. Osmanlı devletinin ilk kuruluş yıllarında, özellikle Osmanlı ve Orthan döneminde, Osmanlılara büyük yardımları olmuştur.
Üçüncü Osmanlı Pâdişahı Murat I. zamanında, bağımsız olarak yönettikleri Ankara kalesini Osmanlılara kendi istekleriyle bıraktılar. Osmanlı devletinin gittikçe güçlenmesi Ahîlerin siyasal güçlerini ortadan kaldırmıştır. Ahîlik kurumu, zorbalığa uğrayan güçsüzleri koruması bakımından bir çeşit şövalyeliği andırır. Dinsel nitelikleri bir İslâm tarikatı olarak belirir. Töreleri ve gelenekleri günümüzde bile Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde sürdürülmektedir.
Biriciklik.
Arap Tanrıbilimcileri ve Gizemcileri, Tanrı niteliklerinden biriciklik‘i birincilik ve birlik‘ten ayırarak ahadiye‘ye öncelik verirler. Tanrı, her şeyden önce, biriciklik’tir.
Örneğin muhittin Arabî’ye göre Tanrı, önce saltık gizlilik’ti ki bu onun bir oluşunu karşılar, İkinci aşama bu bir (ahadiye), birlik (vahde) olacak ve kuvveden fiile geçilecektir. Bu terim, Osmanlıcada ahadiyet terimiyle dilegetirilir.
Derebeylik kalıntısı toprak sahipliği.
Ağalık kurumu Doğu’ya özgüdür. Doğu derebeyliği her ne kadar Batı feodallerine bir ölçüde benzerse de Batı’da Doğu’daki anlamında ağalar yoktur. Doğu ağaları kendi bölgelerinde bir çeşit hükümettirler. Bir çok köylere içindeki insanlarıyla birlikte sahiptirler. Yargılarlar, cezalandırırlar ve hattâ öldürebilirler. Osmanlı imparatorluğunun çöküş döneminde bir ölçüde Osmanlı devletine yardımcı olmuşlardır, devlet onların aracığıyla vergi ve asker toplayabilmiştir.
Genellikle gerici ve tutucu bir yapıdadırlar, kırsal kesimde iç sömürüyü gerçekleştirirler. Dinsel yetkiyi de ellerinde bulunduran ağalara şeyh denir. Türkiye’de 1963 sayımına göre 2500 dönümden çok toprağı olan 1455 ve 1000 dönümden çok toprağı olan 4339 ağa vardır.
Kendiliğindenlik.
Antikçağ Yunan felsefesinde aftomaton, raslantı kavramıyla birlikte, doğal etkenler arasında sayılmaktadır. İngiliz düşünürü john Stuart Mill’e göre eski Yunanlılar, Aristoteles de aralarında olduğu halde, doğal yasaların kesinliğine ve sürekliliğine yürekten inanmıyorlardı. Geçmişte böyle olanın gelecekte de her halde böyle olacağı söylenemez.
Yunanca aftomatos, “kendi kendine olan” anlamındadır. Aristoteles’e göre doğada her olayın zorunlu bir etkeni yoktur, birçok olaylar raslantısal olarak kendiliğinden oluverirler. Yolda giden bir adamın kafasına düşen kiremit aftomatos bir olaydır.