Salavât-ı Şerife

Merhaba,

El Ahzab Sûresi 56. ayet-i kerimede Allah-ü Teâlâ buyurmaktadır ki; ” Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler, O’ nu överler. Ey iman edenler! Siz de O’nu övün ve O’na salât ve selam edin, O’ na gönülden teslim olun.

” Bu eser 40 salavât-ı şerifeden ibaret olan, Hüseyin İbn-i Aliyyül Kâşifi Hazretlerinin Tuhfet-üs Salavât isimli kitabının dilimize sâdeleştirilmiş şeklidir. Allah-ü Teâlâ kusurlarımızı mağfiret etsin, “

Mitoloji

Kelime Yunanca ” mythos  ve “  legein “den oluşur; ” Mythos “, kelime,konuşma,haber veya anlatı, daha ziyade dramın temelinde yatan anlatı ve buna göre efsane, kutsal tarihi anlamına gelir; ” legein ” ise konuşmak veya söylemek anlamına gelir. Her iki kelimenin birleşmesi, ” mythologia ” Yunanca’da ” Efsane Tarihi ” demektir. Günümüz dil kullanımında, bu kelime genellikle bir kültürel topluluğun tarihi açıdan anlaşılmamış ön döneminin tanrı ve kahramanlık hikayelerinin bütünlüğünü tanımlar.

Tüm değişikliklerine rağmen bütün kültürel toplumların mitoloji bazı temel benzerlikler vardır; bunların arasında her şeyden önce, fi tarihindeki başlangıcından itibaren tüm zamanlar için aynı olmasa da benzer bir şekilde tekrar eden, döngüsel bir devir süreci görüşü yer tutmaktadır ( Tarih Felsefesi ). Böyle bir döngünün bitişi felaket mitolojilerinde tanımlar: İşaretleri tanıyan ya da bir tanrı tarafından uyarılan birkaç kişi dışında tanrılar, insanlık ve dünya, ateş ya da su ile yok olur. Sonsuz devir döngüsü Yahudi,Hıristiyan,İslam dinlerince kabul edilmez. Bu dinlerde sadece bir ilk başlangıç ve insanlığın bir kısmını topyekün kurtaracak ve diğerlerini topyekün lanetleyecek bir nihai felaket vardır. Bundan sonra bir şey değişmez, çünkü zaman da sona ermektedir. Döngü modeli Budizm’in adete kurucusudur. Tüm yaşamların yeniden doğuş çarkı bütün sonsuzlukta dönmektedir. Kurtuluş, nihai kıyamet günü ile bağlantılı olara kolektif değil, bilakis sadece bireysel gerçekleşir. Sadece çilecilik ve doğru yaşantı ile birey kendisini döngüden kurtarabilir. Döngü tasavvurları ile ilgili düşünce izleri İncil’de, RAB tufandan sonra haber verdiğinde bulunur. (1. Musa 8,22  )

Dünya var olduğu sürece tohum ekilmesi ve hasat, don ve sıcak, yaz ve kış, gündüz ve gece var olan veya havari Pauls’un Hz’İsa’nın dönüşünden sonra meydana gelicek ” yeni gökyüzü ” ve ” yeni dünya “dan bahsettiğinde.

Mitolojilerin paylaştığı ikinci bir ortak nokta, ilk başlangıçtaki kadın hiyerarşisi düşüncesidir, ki bu gerçek yaratmanın materyalini evvela doğurur ya da bizzat kendisi yaratmanın materyalidir. Onun, kimi kez ara jenerasyonlarda eski dünya devlerinden doğurduğu yaratıcı tanrı, eski dişil dünya ejderhasını, yani ata anasını yener ve buradan gökyüzü ve dünyayı şekillendirir. İlk başlangıçtaki dişil prensibin kökleri düşüncesi, büyük ihtimalle tarihöncesinin hemen bütün oraklarının, temsilcisinin ağzından kehanette bulunan ve adalet dağıtan bir tanrıçaya ait olması sayesinde güçlenmiştir.

Zerdüşt

Onun ” Avestik ” ismi ” Zarathustra “ydı, Yunanlılar ona ” Zoroastres “, Acemler ” Zarduşt ” diyordu. Yaşadığı tarih belli değildir.Helenistik çağda yunanlılar onun Platon’dan 6000 yıl önce doğduğuna inanıyordu.İranlı alimler onun doğumunu İ.Ö 1768 olarak kabul eder.Ancak gerçek doğum tarihi 630 veya 600 civarında olmalıdır. Beş kardeşin üçüncüsü olarak baktriyen’de dünyaya gelir ve başından beri rahiplik makamı için belirlenmiştir.

Otuz yaşındayken uzun süreli oruç ve duadan sonra münzevi bir yaşam sürerken, onu kızgın bir boğa kültü ile beraber mitra rahipliğinin fanatik rakibi yapan bir ilham vizyonu ( Kahinler ) yaşar, burada tam olarak bilinmeyen ” haoma ” isimli bir ilaç da rol oynamaktadır.Zerdüşt memleketinden kaçmak zorunda kalır ve Korazmiya’nın kralı Vişteşpa’nın ( Yunanca: ” Hystaspes ” ) korunmasına sığınır.Bir vaaz ve mitra rahipleri ile 33 soruluk bir münazaradan sonra ilk başta birkaç asilin yandaşlığını kazanır, 42 yaşına kadar da kral ve sarayı yeni öğretiye katılır.

Sonarki 35 yıl boyunca Zerdüşt öğretisini sağlamlaştırır ve yayar. Efsaneye göre 77 yaşında gökten düşen ateş yüzünden ölür. Öğretisi Persizm’e göre “ Bilgelik Efendisi ” ve her şeyi bilen yaratıcı Tanrı ” Ahura Mazda “, iyi ve kötü, gerçek ve yalan,kutsal ve lanetlenmiş düalizm üzerine kuruludur. Kötü, Ehrimen’de vücuda gelmektedir. Tüm varlıklar ya iyi yada kötü düzene aittir.Sadece insan bu iki düzen arasında serbest seçim yapabilir.

Günlük yaşamının sadık ödevleri sırasında üç temel erdem olan düzen,iyi duygu ve ibadeti yerine getirdiğinde iyi düzen için karar vermektedir. Yalan ruhu Ehrimen’in ayartmalarına karşı koymak zordur, çünkü onun bşatan çıkarmasıyla melekler de demona dönüşmüştür. Ancak düzene uyanlar nihayet ” Seçicinin köprüsü “nü aşarak ” Ahura Mazda “nın krallığına ulaşacaktır.

Kült, açıktaki bir ateş sunağının önünde,kansız burdan olmadan,dua ve meditasyon ile öne çıkmaktadır. Kutsal ateş taş kulelerde korunuyor ve dua sırasında bir el arabası ile dışarıadki sunağa taşınıyordu.

Zerdüşt öğretisi hakkında batı’ya aktarılanlar ise kısmen grotest biçimde tahrif edilmiş ve bu nedenle kısa sürede büyü, astroloji ve simya olarak kötü yorumlanmıştır.

Meditasyon

( Lat. meditatio: Düşünmek. ) Mistik idrake ulaşmak yoğun konsantrasyona dair bir tanımlama.

Meditatif yeteneklerin sistematik ve metotlu biçimde gelişrilmesi normal ötesi durumlara yol açabilir. XIX. yüzyılda ingiliz subayların varlığında kendisini dört kez canlı canlı gömdüren ve 40 güne kadar kataleptik durumda hareketsiz kaldığı söylenen yogi haridas‘ın bilinçli sahte ölümü meşhurdur. Başka mucizelerden de bahsedilir: Doğulu meditasyon ustalarının, gelecek ve geçmiş hakkında noksansız bilgiye sahip oldukları söylenir. Hayvanları anlayıp insanların düşüncelerini okudukları söylenir. Dünyanın dizenini tanırlar ve yüksek kademeli ruhlar ile ilişkiye girme yetenekleri olduğu söylenir. Küçülüp, büyüyebildikleri, ağırlaşıp hafifleyebildiklerini, bir yada birkaç  bedene geçtikleri ve başka bir makana geçtikleri söylenir. Henüz bu mucizeleri kimse gözleriyle görmesede, bu inanç hinduların aasında çok yaygındır. Fakat şüpheciler bile bu türdeki raporları hemen bilinçli aldatma olarak değerlendirmeyip, bilakis bunlarda yogilerin oto-telkin, kendi kendine hipnotik duruma ile yaşadığı tecrübeleri olarak görmektedir. Benzer olaylar her dönemde ve her kültürde bulunur. Bunun arkasında her dinde bulunan ve olağandışı olanın kavramasının, olağandışı etkileri de doğurduğu ve ruhunu mekan, zaman ve nedenselliğin ötesindekine yönelten kişinin bu sınırlamalara bağlı olmadığı görüşü hakimdir.

Meditasyonun arkasında bağımsız bir felsefi sistem bulunmaz. Sadece tecrübe yolunda, son gerçekliklerin idrakin yada din diliyle, tanrısal olanla birleşmeye hizmet etmesi gereken bir teknik, ruhsal bir egzersizdir. Batının dini meditasyonu daha çok, bir objeye bağlı tefekküre dayanırken, doğudaki amaç, benliğin çözülümü ve saf kurtuluşta zirveye ulaştığı söylenen, maddi olmayan bir dalmadır. Gerçi Yahudi, hıristiyan ve İslam Mistik’ inde de benlik ile tanrısal olan arasındaki duvarların kaldırılması çalışılır, ancak bu sırada insanın kendi beliği hasar görmemelidir. Ancak her iki yol için de  aynı koşullar geçerlidir. İnzivaya geri çekilme, bedensel perhiz, tüm dünyevi şeylerden feragat ve bir ruhi lidere teslimiyet. Hint Yogası’ da bu koşullar tüm tutarlılığı metotlu bir öğretiye dönüşmüştür ve bunun hakkında kapsamlı biredebiyat vardır. Günümüze kadar korunmuş en eski metinlerin arasında İ.S.V yüzyılda yazılan çok eski yoga sutra bulunur, öyleki daha Vedalar’ daki geleneğe dayanır. Buna göre yoga ( Kelime anlamı : Koşum takma ) ruhu düşünmenin rahatsız edici etkisi ve dış dünyanın tüm etkilerinden ayıran bir metottur, böylece doğaüstü bir duruma, hedeflenen kurtuluşun bir ön koşulu olan tamamen farklılaşma aşamasına ulaşılır.  Bunun için gerekli olan egzersizler, sekiz kademeyi kapsar ve kesin kurallara göre sıralanır. İlk dört kademe uygulamalı türdendir ve maddesel dünyaya sırt çevirmeye yarar.

Bunların arasında ahlaki doğru davranış, dini yazıların öğrenilmesi, katı bedensel perhiz, uygun bir otuzma pozisyonu ve nefesin düzenlenmesi bulunur. 84′ün üzerinde oturma varyasyonu önerilir, bunların arasında ” Lotus pozisyonu ” en uygunu sayılır: Sol ayak sağ uyluk üzerine ve sağ ayak sol uyluk üzerine yerleştirilir ve ayak baş parmakları her iki elle sıkıca sarılır. Ancak sağlam bir vücut duruşu sağlandığında, sağ ve sol burun deliği üzerinden nefes alışverişi hakkında detaylı telimatlardan oluşan ve nefesin mümkün mertebe bastırılmasıyla sonuçlanan nefes tekniğine geçebilir. Doğru nefes alıp-verme ile geçerli öğretiye göre, hakkında çeşitli görüşler bulunan yeni beden çakra’sının güç alanları açılır. Kesin olan ise, bedenin anatomik yapısı ile hiçbir ilgilerinin olmamasıdır. Nefes egzersizleri, genellikle organların iç içe geçmesinden oluşan ve ayrıca tedavi edici değeri olduğu söylenen bir dizi başka egzersiz ile desteklenebilir. Pratik egzersizlerden sonra dört kademeli ruhi hazılık başlar: Önce düşünce organı bütün düşünsel etkilerden arındırılır. Ve daha sonra dizginsiz şekilde dolaşmaması için belirli bir noktaya sabitlenir. Düşüncenin bağlanması için göbek deliği veya burun ucu gibi uygun öbjeler yada örneğin mandalas formundaki kutsal resimler uygundur. bir cisme sürekli sabitlenme, meditasyon yapan bireyin kendi kişilik bilincinin yavaş yavaş söndüğünü ve tüm karma’nın ortaya çıktığın bir gömülme durumuna sevk edecektir, böylece nihayet aydınlanma, en derin huzur durumu ortaya çıkacaktır.

Katı konsantrasyonda ortadan kalkabilen belirli yan görünümler, yani halüsinasyon ve hayal, meditasyonun amacı değildir. Eğer yogi böylesi ” Sihirbazlık sanatlarına ” yönelirse, düşük bir hedefe ulaşabilir ve bu sırada daha yüksek olanı gözden kaçırır.

Dervişler

Bu, dilencilik alışkanlığından türeyen İslami din örgülerinin üyeleri için kullanan Farsça bir terimdir. Arapça karşlığı fakir‘dir. İslami din örgütlerinin birçok türü vardır ve her birinin birkaç üyelik aşaması vardır. Bazı hıristiyan örgütlerinde oluğu gibi, bazı kardeşler, bazı durumlarda insanların arasında olağan işleri yaparak yaşayıp, yanlıca düzenin işlerini yapmak üzere bazen çağrılabilir. Her zaman olduğu gibi, daha basit işler çıraklarca yapılır. Tüm dervişler, öyle yada böyle sufi felsefesinin izdeşleridir, tümü önceki kurucularından kalma bir başarı zinciri olduğuna inanır ve tümünün, çoğunlukla yüksek sesle yada fısıldayarak, hatta zihinsel olarak belirli sözlerin yenilmesi olan ve istenirse belirli jest yada hareketlerle gerçekleştirdikleri zikir adında bir tür uygulamarı vardır. Her örgütün kendine özgü inisiyasyon töreni, tanıma işaretleri, sınamaları ve şifreleri vardır. Bazı dervişler İslam’ın dış yönelim uygulamalarını bırakmıştır. ancak onlar kuraldışı olarak sınıflandırılır. kendi de müslüman olan yaşlı DR. H.M. Leon, müslümanlarca genel olarak sınıflandırılanlardan söz ettiğini sandığımız otuzüç belirgin derviş düzeni olduğunu söyler. Çoğunlukla saçları ve sakallarını uzatırlar.

Muhammed manastır yaşamına karşıt sözler söylemiş 0lsa da, bunun nedenini büyük olasılıkla, yaşadığı dönemde izleyicilerinde bazılarının bir din örgütü kurması ve bu örgütü kötüye kullanmasına karşın söylemiştir. Büyük derviş gruplarının Ebu Bekir ya da Ali ( sırayla Sünni ve Şiilerin ilk halifeleri ) tarafından kurulduğu ileri sürüür.

Derviş düzenlerinden birkaçı, düş ve vizyonları dikkate alır, inisiyasyon adayları gözlemler ve düzen’de ilerleme yeterli görülmelerine bağlıdır.

Sufilik

Sufilerin islamla ilişkileri yogilerin brahmanizmle olan ilişkisiyle neredeyse aynıdır. Peygamber öleli daha iki yüzyıl olmadan, onun dini giderek dış yönelim araştırmalarına konu olur ve Ebu Said Abul Khayr, Müslümanlara dinlerinin mistik doğasını yeniden anlatma arayışına girer. Sufiliği tanımlamak zordur, ancak bu hareket birkaç düşünce okuluna  bölündü. İslam Filozofların çoğuna sufi denir ve derviş örgütlerin çoğunun sufiliği uyguladığı sanılır. Aralarında birçok şair de vardır. Sünni ve Şii sufiler de vardır ve bu eğilim en çok Şah’ın büyük sufi yada sufilerin başı olarak kabul edilen İran’ın Şiilerin arasında bilinir.

Sufi sözcüğünün kökeni tartışılmaktadır. Arapça’da ” Saflık ” anlamına gelen safu ya da Yunanca’da ” Bilgelik ” anlamına gelen sophia sözcüğünden türemiş olabileceği ileri sürülmüştür. Ancak büyük olasılıkla, tüm Doğulu rahiplerin ve belkide bir zamanlar filozofların giydiği pelerin adlı yünlü giysiden yola çıkarak, Arapça yün anlamına gelen suf sözcüğünden türemiş olabilir. Her ne olursa olsun. Sufiler her zaman Mürşid denilen nitelikli öğretmenlerce eğitilmiştir ve bu yolda ilerleyen herkesin bu öğretmenlerin yönlendirmesi altına girmek zorundadırlar.

Sufiler panteizmle suçlanmıştır. ve çoğunlukla ALLAH’ın herşeyde olduğunu ve herşeyde ALLAH olduğunu öğretirler. Bazıları gerçeğin tüm dinlerde olduğunu söyler, ancak İslam en bütün olanıdır. Dinin dış yönelim biçimlerinin gerisinde ruhsal gerçekler ve güçler vardır. Dinin algılarından çoğu simgelerle doludur. Dolayısıyla, Müslümanlara yasaklanan şarap, sufilerce sık sık övülür, ancak gerçekte ruhsal çoşkudan söz ettiklerini söylerler. Onlar için aşk, ne anneye duyulan sevgi, nede romantik sevgidir, daha çok Mürşid’e bağlılık ve ALLAH’a duyulan özlemdir. Çicekler türlü erdem vs. anlamına gelir. Sufilerin bazıları, ancak tümü değil, reenkarnasyon öğretisine inanır. Tümü ALLAH’la birleşmeyi hedefler ve her çağdan ve ırktan mistiklerin ortak amacı olan ALLAH’a son yönelimi amaçlar. Zamanlarının çoğunu meditasyonla geçirme eğilimindedirler. Çoğunlukla dünyasal işlere aldırmaz yada önemsiz sayarlar. Çoğu bedenlerini denetleme başarısını gösterir, bildirilen başarılarından bazıları Hindistan’ın yogileriyle rekabet etmeleridir.

İslami Büyü

İslam geleneğinde üç tür büyüye rastlanır.

1- Davah, sihirli sözcükler ve cin çıkarmayı kapsar. Dualarda yanlızca Tanrının, iyi meleklerinin ve iyi cinlerin adı geçerse yasaldır;

2- Sihir, kötü cinlerin elindeki güce bağlıdır;

3- Kihanah yada falcılık, bunlarından ikincisi ve üçüncüsü yasaklanmıştır.

Bilge ve İmparator

Bir Çin Masalı, eski zamanlarda imparatorluğun  merkezinde yaşayan ve özel yetenekleri olan bir bilgeden bahseder. Bilge bulutlara bakarak havanın durumunu önceden söyleyebiliyordu. Rüzgarın ülkeden ülkeye taşıdığı mesajları deşifre edebiliyordu. Kuşların dilini anlayabiliyordu. Ve hatta insanların düşüncelerini okuyabiliyordu.

Kral bu bilgenin varlığından haberdar olunca, onu sarayına çağırttı. ” Bulutlara bakarak hava durumunu önceden söyleyebildiğin doğrumu ?  ” diye sordu.

Bilge, ” Evet İmparatorum, ” diye cevap verdi, ” bunu yapabiliyorum. ”

Ve rüzgarın mesajlarını deşifre edebildiğin de doğrumu ? ” diye sormaya devam etti imparator.

Evet, bunu da, ” diye cevapladı bilge.

Ve kuşların dilini anlıyorsun ?

Bunu bilmekteyim.

Peki insanşarın düşüncelerini de okuyabildiğin doğru mu ?

Bunu da yapabiliyorum.

“  Tamam o zaman,” dedi imparator. ” iddia ettiğin kadar bilgeysen, eminim küçük bir soruma cevap verebilirsin. Arkamda, elimin içinde bir kuş tutuyorum. O ölü mü yoksa canlı mı ?

Bilge imparatora uzun süre baktı, sonra ona istenilen cevabı verdi… verdiği cevap kuşkusuz çok bilgece bir cevaptı.

İmparator, bilge adama bir tuzak soru soruyor. elinde canlı kuş tutuyor. Eğer bilge adam, ” Kuş ölü ” derse, imparator ona canlı kuşu gösterecek ve bilgenin sözünü çürütecektir. Eğer bilge adam, ” Kuş canlı ” derse, imparator kuşu sıkarak öldürecek, böylelikle de iddiası çürütülecektir. Bundan ötürü bilge adam masalda akıllıca bir kaçamak cevaba başvurmalıdır. Bilge Şöyle der: “  Sayın imparator, cevap sizin elinizdedir.

Sayfa44 - 45« İlk...10203042434445