Aehnlichkeit

Benzerlik.

Alman düşünürü Edmund Husserl’in olaybiliminde aehnlichkeit kavramı, başkasının ben’ini algılayabilmek için gerekli bağ’ı dilegetirir. Başka ben’i kavramak için kendi ben’imizden aldığımız ben anlamını o başkasına aktarmamız gerekmektedir.

Daha açık bir deyişle, kendi ben’imiz bu algıda bize örneklik eder. Bu örneklikse, ancak, iki ben arasındaki benzerlik‘le mümkündür.

Adulation

Dalkavukluk.

Bir kişinin kişisel çıkar sağlamak amacıyla başka bir kişiyi aşırı pohpohlamasını dilegetirir. Bir çeşit ikiyüzlülük ve yaltaklanma‘dır. Klâsik toplumbilimde toplumu bozucu toplumsal bir hastalık olarak tanımlanır, özellikle sınıflı toplumlarda gerçekleşir.

Adsal

Ada değgin.

Adsal terimi, herhangi bir varlığın, kendisiyle değil, adıyla ilgisi olan anlamındadır. Örneğin, herhangi bir sözcüğü tanımlarken yaptığımız adsal tanımlama‘dır. Ruh’tan sözedenlerin çoğu, ruh’u ne bilir ne de çözümlemeye çalışırlar, onu ancak adsal olarak tanırlar. Fransızcada çoğul olarak adcılar (Fr. Les nominaux) anlamında da kullanılmaktadır.

Adsal, ayrıca, gramer anlamındaki fiil terimine karşı anlamda da kullanılır: “Herkese yeteneğine göre” önermesinde olduğu gibi fiilsiz önermelere adsal önermeler denir. Adsal, bütün anlamlarında, gerçek terimine karşıdır. Özellikle Osmanlıca itibâri anlamı karşılığı olarak dinimizde saymaca deyimi kullanılır, örneğin saymaca değer denir.

Bu anlamda da değer sadece ad olarak vardır, gerçek olarak yoktur, örneğin metelik etmeyen bir kağıt parçası yüz liara olarak adlandırılmıştır ve piyasada yüz liralık bir değer taşır, bu onun saymaca değeridir, eşdeyişle ad değeridir.

Adlama

Bir varlığı bütün öteki varlıklardan ayıran bir sözcükle dilegetirme.

Adlama ya da ad verme özellikle skolâstikte önemsenmiş ve özünlü adlama, dışınlı adlama olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Skolâstiklere göre özünlü adlama, bir varlığun bütün dış ilişkilerinden soyutlanarak kendi kendisinden ötürü adlandırılmasıdır; dışınlı adlamaysa bir varlığı başka varlıklarla ilişkilerinden ötürü adlandırmaktır.

Örneğin Spinoza etika‘sında şöyle der:

“Upuygun düşünce deyince doğru bir düşüncenin bütün iç adlanmalarına sâhibolan bir düşünceyi anlıyorum. Düşüncenin nesnesine elverişliliğinden ve ilişkisinden sözetmemek ve düşünceyi bunlardan soyutlamak için bu adlamaya iç diyorum” (İbid, II, Bölüm IV).

Ayırca Port-Royal mantıkçıları da adlama kavramını işlemişlerdir.

Adiaphoron

Umursamazlık, ilgisizlik.

Antikçağ Yunan felsefesinde Stoa okulunun kurucusu Zenon’a göre mutluluğu, erdem sağlamaktadır. Mutlu olmak için erdemli olmak yeterlidir. Öyleyse erdem dışındaki bütün değerler, yaşamak bile, ilgiye değmez. Bilgenin bütün bunlara karşı tutumu ilgisizlik olmalıdır.

Nominalizm- Adcılık

Genel kavramların hiç bir varlıkları olmadığınmı ve birer ad’dan ibâret bulunduğunu savunan öğreti.

Adcılığı, on birinci yüzyılın sonlarına doğru, Compiégne papazı Roscelin ileri sürmüştür. Roscelin’e göre genel kavramlar, birtakım seslerden ve adlardan başka bir şey değillerdir, sadece birer “müsemmasız isim” dirler ve hiç bir gerçeklikleri yoktur. Roscelin’in bu savı, din kurumunu ve kilise’yi temelinden sarsmıştır. Çünkü din kurumu ve kilise, başka Tanrı kavramı olmak üzere, tümüyle genel kavramlara dayanmaktadır.

Genel kavramlar gerçek sayılmazsa, din ve kilise de gerçek sayılamaz. Bu yüzden, hemen bütün ortaçağın, adcılar’la genel kavramları gerçek sayan gerçekçiler’in kavgalarıyla kaplanmıştır. Abaelardus, kavramcılık öğretisini ortaya atarak her iki düşünceyi uzlaştırmaya çalışmıştır. Adcılık, öğretisi olarak on birinci yüzyılda ortaya atılmakla beraber, düşünce olarak pek eskidir.

Antikçağ Yunan düşüncesinde de Stoacılar ve Epikuroscular adcıydılar. Kinik düşünür Antistenes, Platon’un gerçek saydığı İde’leri için “Atı pek iyi görüyorum ama atlılığı göremiyorum” demişti. Aristoteles de Platon İde’lerinin gerçekliklerine karşı çıkmıştı. İslâm felsefesinde de, başta ehli sünnet olmak üzere, pek çok düşünür adcılığı tutmuşlar ve dışımızdaki bağımsız varlıklara ilişkili olmayan mefhûmâtı sırfa‘yı “müsemmasız isimler” saymışlardır.

Onlar için de gerçek, ancak nesnel varlığı olan şeylerdir. On döndüncü yüzyılın adcı gezimleri bu savı geliştirerek kiliseyi sarmışlar, din’le dünya işlerinin ayrılmasını sağlamışlardır. On sekizinci yüzyılın duyumcuları da adcıdırlar. Duyumcu Condillac “Tümeller addan başka bir şey olsalardı tümel olmazlardı” demektedir. Adcılık, ortaçağın koyu karanlığı içinde yepyeni bir dünya görüşüne temel hazırlayan çok önemli ve ilerici bir öğretidir.

Adana-Vijnana

Ayıran bilinç.

İ.S. 5. yüzyılda yaşayan Hindli düşünür Vasubandhu‘nun Yogacara öğretisi, bir çeşit özdeksizcilik anlayışı içinde sadece bilinç’i varsaymış, olaylarda bir gerçeklik aramanın boşuna olduğunu ileri sürmüştür. Bu bakımdan bilinç olgusunu derinliğine incelemiş ve sekiz bilinç çeşidi varolduğunu savunmuştur. İlk beş bilinç, beş duyuyu karşılayan bilinçlerdir: Adana-Vijnana, yedinci ve ayırıcı bir bilinçtir.

İnsan rengi sesten, tadı kokudan tv. bu yedinci bilinçle ayırır. Öyleyse bu bilinç, yaratıcı ve iradeyi gerçekleştirici bir bilinçtir. Bu bilinç, uyku ve baygınlık gibi kendinden geçme durumlarında ansal işlevleri yönetir. Ayırıcı bilinç, bizim öbür bilinçleri ayırmamızı sağladığı halde, ilk altı bilinci bir arada tutar. Yogacara öğretisine göre bu yedinci bilinç olmasaydı, insan ilk altı bilinci birbirinden ayıramacağı gibi bir arada da tutamazdı.

Adam Kadmon

Örnek insan.

Yahudi gizemciliğinin ünlü yapıtı kabala, Sefirot (Daireler) adı verilen oluşma’nın otuz iki aşamasını, sonunda, örnek insan anlamındaki Adam Kadmon‘a bağlar.

İçinde her şeyin tohum halinde bulunduğu ilk özdeksel haritadan yola çıkan oluşma aşamaları, sonunda Adam Kadmon‘u meydana getirmektedirler. Kabala’ya göre Tanrılık oluşmanın amacı insan’dır ve insan Tanrılık varlığın özüdür.

Sayfa5 - 45« İlk...4567102030...Son »