Dinsel ve kurgusal felsefeyi savunmak üzere ilerisürülmüş eytişimsel özden yoksun Hegelcilik anlayışları.
Eytişimsel yoksun idealist Hegelciliğin usaaykırı bir biçimde çeşitli yorumlarını dilegetirir. Yenihegelcilik, ve Hegel’in diyalektiğindeki bütün sağlam ve olumlu anları bir kenara bırakarak bütün idealist yanları ele almak ve büyütmek yolunda belirmiştir. Yenihegelcilere göre hayat uyuşturulamaz karşıtlıklarla (antagonizm) doludur. Uyuşturulamaz karşıtlıklar doğaldır, hayatın yapısı gereğidir ve insanlarca hiç bir zaman aşılamaz, çözümlenemez.
Öyleyse insanlar uyuşturulamaz karşıtlıkların aşılması yolunda hiç bir çaba göstermeksizin kendilerini hayatın akışına bırakmalıdırlar. Kimi yenihegelciler de karşıtlığın aşılması yerine uyuşturulmasının olanaklı bulunduğunu ilerisürerler. Eytişimi tümüyle yadsıyanları olduğu gibi onu sadece bilinçsel alana indirgeyenleri de vardır.
Franda’da varoluşçulukla kaynaştırılmış, Mussolini İtalya’sında faşizmin emrine verilmiştir. Bu tüm idealist yenihegelciliği İskoçya ve İngiltere’de J. H. Stirling, John ve Edward Caird, T. H. Green, F. H. Bradley, B. Bosanquet, R. B. Haldane, J. E. Mc Taggart; Amerika’da da W. T. Harris, Josiah Royce izlemektedirler.
Bilimsel verilerle uyuşturulmaya çalışılan XIX. yüzyıl sonlarıyla XX. yüzyıl düşünceciliği.
Türkçe yazımıyla yeni idealizm de denir. Yenihegelcilik‘le anlamdaş sayanlar da var (Örneğin Bk. Osman Pazarlı, Felsefe Tarihi, Istanbul 1964, Remzi Kitabevi, s.204). İradeci metafizik de deniyor (Örneğin Bk. Lenin, Felsefe Defterleri,Sorbonne kitaplığından doğa bilimleri ve felsefe kitaplari üzerine notlar, Ludwing Stein, Philosophiche Strömungen der Gegenwart, Stuttgart 1908).
Kimi felsefe tarihçileri de bu deyimle özellikle Bedenetto Croce ve Giovanni Gentile’in temsil ettikleri İtalyan Hegelciliğini dilegetiriyorlar, Victor Cousin’in kimi papazlarca edep gerekleri felsefesi adıyla anılan öğretileri de yenidüşünceci öğretiler sayılıyor. Çağımızda yenidüşünceciliğin çok ve çeşitli biçimleri meydana çıkmıştır: Olaybilim, Mah’çıkık, yenigerçekçilik, yenieleştiricilik, kişiselcilik, yaşam felsefesi vb. yenidüşüncecilik disiplini içindedir.
Genellikle Felix Ravaisson, Jules Lachelier, Maurice Blondel, Boutroux, Bergson Herbert Bradley, Berdard Bosanquet, Th. Hill Green, Octave Hamelin, Rudolph Hermann Lotze, Gustave Th. Fechner, Wilhelm Wundt yenidüşünceciliğin başlıca temsilcileri sayılmaktadır. Çağdaş burjuva felsefeleri, yeni ya da eski düşünceci öğretilerdir. Bu açıdan bakınca, çağımızın moda felsefesi olan varoluşçuluğun bile yenidüşünceci bir öğreti olduğu kolaylıkla görülür. Bütün bu öğretilerin ortak niteliği, kimilerinin bilimsel verilerle dayanma savlarına rağmen, bilime karşı ve bilimdışı oluşlarıdır.
Yüzeysel özengenlik.
Özenticilik ve amatörlük anlamlarında da kullanılır. Sözcüğün kökeni İtalyancadır. Yüzeysel özenticiye de yelenek denir. İyi niyetli heveslilikleri de dilegetirir. Bununla beraber, ruhbilim deyimi olarak gerçeği bulmak isteğini taşımaksızın yüzeyde kalıp sözcük oyunlarıyla oyalanmakla yetinen bilim, sanat ya da felsefe heveskârlığı anlamındadır.
Yelenekler, hiç bir zaman derine inemediklerinden yel ne yandan eserse o yana dönerler, hangi akım modaysa onun peşine takılırlar. Yeleneklik, bir çeşit düşüncel züppeliktir.
Sayıyla ölçülemeyen ve uzamla gösterilemeyen azlık ya da çokluk.
Yeğinlik, kendini bir uzamla belirtebilen geometrik miktarlar gibi kaplamlı miktarlar karşıtı olarak, kendini bir uzamla belirtemeyen ve sayıyla ölçülemeyen miktarlar anlamındadır. Bir heyecanın ya da herhangi bir duyumun azlığı ya da çokluğu (miktar) sayıyla ölçülemediği gibi uzamla da belirtilemez, ancak “çok” ve “az” gibi deyimlerle dilegetirilir.
Konuşma dilinde de fizik ölçüye vurulamayan miktarlar, psişik ölçü olan yeğinlikle nitelenir, örneğin “şiddetli fırtına” denir
Evrenin ve insanın önceden belirlenmiş olduğunu ilerisüren anlayış.
Bilimsel bilgilerden yoksun bulunan insanlar, bütün olupbitenleri üstün bir gücün yönetimine bağlayarak yazgıcı bir anlayışa varmışlardır. Yazgıya da alınyazısı, hiç bir zaman değiştirilemeyecek olan bir sonucun önceden belirlenmesidir ve bu bakımdan insana en küçük bir özgürlük tanımaz. Antikçağ Yunan felsefesi de yazgıcılık anlayışını güden bir felsefedir. Örneğin Sofokles’in Antigon’unda toplumun sesi olan koro şöyle bağırır:
“İnsanlar alınlarına yazılmış olan felâketlerden asla kaçıp kurtulamazlar”.
Ancak Yunanlılar alınyazısına, sadece insanları değil, tanrıları da bağlamışlardır. Tanrılar da, insanlar gibi, yazgılarını yaşamaktadırlar. Hıristiyanlık, yazgıcılığa, önceden bağışlanmış ya da mahkûm edilmiş olmak kavramlarını eklemiştir.”Alınyazısı öğretisi, başarının, ne çalışmaya ne de insanın becerikliliğine dayanmadığının, insanın denetinden bağımsız koşullara bağlı olduğunun dinsel ifadesidir”.
İnsanlar, alınyazılarına boyun eğmelidirler, durumlarına razı olmalıdırlar, yükselmek ya da daha iyi yaşamak istememelidirler. Yazgıcılık öğretisi, metafizik alanda, insanın tanrı karşısındaki sorumluluğu ilkesiyle bir hayli çatışmış; bu çatışma elindelik öğretisiyle ortaçağın en karanlık günlerinde bile ve en ağır engizisyon baskısına karşı yazgıcılık öğretisine kökünden yıkıncaya kadar şu soruyu sormakta devam etmiştir: Her şey önceden ve bir ilksizlikte (eternite) belirlenmişse; ceza niçin ?..
Metafizik yazgıcılık (fatalizm), bilimsel gerekircilikle (determinizm) karıştırılmamalıdır. Gerekircilikte belli bir neden belli bir sonuç doğurur, neden ortadan kaldırılarak sonuç değiştirilebilir. Yazgıcılıktaysa ne neden bellidir, ne de sonuç; belli olan tek şey, belli olmayan bir sonucun değiştirilemeyeceğidir. Bu yüzdendir ki hastalanan gerekirci hekime gider, çünkü sonucu değiştirebilir; hastalanan yazgıcıysa yatağa girip sonucu bekler, çünkü ne etse bu sonucu değiştiremeyeceğine inanmaktadır.
Bitki, hayvan ve insan olmak üzere bütün varlıkların ayrı ayrı ve bir anda yaratıldıklarını savunan öğreti.
Yaratımcılık (kreasyonizm), metafizik bir öğretidir. Evrendeki bütün varlıkların ayrı ayrı yaratıldıklarını savunur. Ancak bu ayrılık özgül ve türsel (nev’i) bir ayrılıktır, daha açık bir deyişle insan insan olarak, at at olarak, kedi kedi olarak, ıhlamur ağacı ıhlamur ağacı olarak, bugünü biçimleriyle ve bir anda yaratılmışlardır. Hiç değişmemişlerdir ve değişmeyeceklerdir.
Bu öğreti, özellikle, evrimciliğe karşı olarak, doğa bilginleri İsveçli Karl von Linné’yle (1707-1778), Fransız Geogers Cuvier (1769-1832) tarafından savunulmuştur. Yaratımcılık; durallık, değişmezlik, evrimsizlik gibi metafizik düşüncenin bütün özelliklerini taşımaktadır. Bu öğretiye göre sadece varlıklar değil, bizzat evren de yokluktan var edilmiştir.
Evrimin nitesel değişimlerle gerçekleştiğini ilerisüren Henri Bergson’un öğretisi.
Fransız düşünürü [W:Henri Bergson] (1859-1941), 1907 yılında yayımladığı Yaratıcı Evrim adlı yapıtıyla, evrimin sadece nitesel değişimlerle gerçekleştiğini ilerisürmüştür. Evrimi sadece nicesel değişimlerden ibaret bulan Spencer’in vülger evrimciliğine karşıt bulunan bu düşünce, evrim kuramını yeni bir metafizik çıkmaza sokmak amacını gütmektedir. Bergson’a göre gelişme, yaratıcı bir karakter taşır ve doğal nedenlerle açıklanamaz. Öyleyse evrimi yöneten yaratıcı bir güç bulunmalıdır.
Nitelikçe değişme, bir yaratımdır. Yaratımsa tarayıcısı gerektirir. Tarayıcı evrim kuramı, evrim gerçeği karşısında metafizik direnişin son aşamasıdır. Metafizik düşünce, önceleri, evrimi tümüyla yadsımıştı. Varlıklar bir yaratmanın ürünüydüler ve hiç değişmeden yaratıldıkları andaki biçimlerini muhafaza ediyorlardı, daha açık bir deyişle nasıl yaratılmışlarsa hâlâ öyleydiler ve hep öyle kalacaklardı.
Metafizik düşünce, ikinci aşamasında, evrim gerçeğine boyun eğmek zorunda kaldı; ancak evrimin nasıl olduğunu ve nasıl anlaşılması gerektiğini tartışmaya başladı. Üçüncü aşama, evrimin sadece niceliksel (miktarca) birikmelerle gerçekleştiğini savunmakla belirdi(vülger evrimcilik). Dördüncü aşama evrimin niceliksel bir değişime bağlı olmaksızın sadece nitelikçe (vasıfça) gerçekleştiğini ve bunun da bir yaratma işi olduğunu savunmakla belirdi (yaratıcı evrimcilik).
1920′lerde, eytişimsel özdekçiliğin evrim anlayışı bulandırmak ve duraksı kafaları yeni bir alana çekmek için yüze çıkma evrimi deyimiyle çevrilebilecek İngilizce emergent evolution adı altında yeni bir idealist evrim anlayışı ilerisürülmüştür. Yeni gerçekçi İngilizce düşünürü Lloyd Morgan’ın ilerisürdüğü ve Samuel Alexander ve başkalarının izledikleri bu evrim kuramına göre emergent evolution tanrısal bir planla gerçekleşmektedir.
Bu kurama göre insanlar da hayvanlardan nitelikçe farklıdır, sadece organik âlem değil, inorgani âlem de bu planla oluşmaktadır. Örneğin atomun özelliği, atomu meydana getiren elemanların özelliklerinden çıkarılamaz. Her gelişen bütünlük, kendisini meydana getiren parçalarda bulunmayan yepyeni bir özelliği yüze çıkarır. Yapısalcılık anlayışıyla da ilgili bulunan bu idealist anlayışa göre evren, özdeksel olmayan zaman-mekândan oluşmuştur ve özdek bu özdeksizliğin ürünüdür. Bu yeni idealizm yeni gerçekçilik akımı içinde yer almakta ve ruhgöçünü savunacak kadar çağ dışına düşmektedir.
Hiç bir yandan olmayan.
Yansızlık, kimya ve fizik terimi olarak özel anlamlarda kullanılır, eydeyişle hiç bir yandan olmayan anlamında değildir. Kimya terimi olarka örneğin turnusol gibi bir ayraç karşısında ne asit ve ne de alkali tepkisi göstermeyeni dilegetirir. Fizikte de elektriğe karşı hiç bir tepkisi olmayanı niteler.
Felsefeye idealistlerin eliyle, özellikle de Mach’ın yansız öğeler varsayımıyla sokulmuştur. Yandaş ya da yanlı deyimi karşıtıdır. Mach’a göre her şey bir duyular karmaşasıdır. Duyularsa, ne fizik ne de psişik olan, yansız olgulardır. Gerçekte, hiç bir yandan olmayan yok demektir. Duyular, nesnel gerçekliğin (fizik yan) insan bilincinde (psişik yan) yansımasıdır. Yansızlığı, eşdeyişle üçüncü felsefeyi aramak, bu yolu tutanları çıkmaza götürmüştür.