Anasayfa » Felsefe » Kültür

Kültür

İnsansal doğa.

Türk Dil Kurumunca ekin deyimiyle özleştirilmiş ve kurumca yayımlanan ToplumBilim Terimleri Sözlüğü‘nde bu özleştirme benimsenerek tanımlanmış ve Dr. Özer Ozankaya tarafından bu deyimle pek çok başarılı toplumbilim terimleri önerilmiştir. Buna karşı gene Türk Dil Kurumunca yayımlanan felsefe, ruhbilim ve budunbilim sözcüklerinde kültür deyimi kullanılmıştır. Batı dillerinde; özen göstermek anlamına gelen Lâ. colere deyiminden türeyen Lâ. tarım anlamına gelen cultura kökünden türemiştir.

Kültür kavramı, çoğunlukla, bir toplumun duyuş ve düşünü birliğini sağlayan bütün değerlerinin tümü olarak tanımlanır. Konuşma dilinde kullanılan anlamı da budur. Bu anlam gelenek, görenek, düşünü ve sanat değerleri gibi bir toplumun bütün değerlerini kapsar. Kısaca bilgi anlamını taşır, konuşma dilinde kültürlü adam demek bilgili adam demektir. Felsefe diliyse bu bilginin köküne iner ve orade insanın kendi üretimiyle değiştirerek yeniden ve kendisine göre yaptığı yepyeni doğayı bulur. İnsan âlet yağan bir hayvandır, hayvan âletsiz yaşayabildiği halde insan âletsiz yaşayamaz. Öyleyse “insan, doğayla değil kültürle bir bağlantı içindedir”.

Kültür, insanın belli bir ereğe göre meydana getirdiği üretimin tümüdür. İnsan doğayı üretirken kendi kendisini de üretir. Kültür, bütün bu üretimin toplamıdır ki ilkel doğanın karşısına yepyeni bir doğa, insansal bir doğa koyar. İnsan eylemsel gücüyle (aksiyon) doğayı değiştirebilen tek varlıktır. İnsan, doğayı üreterek kültürünü meydana getirmiştir. Yaşamak için zorunlu görevlerini doğadan ürettiği sayısız âletlere yükleyerek, içinde rahatça yaşayarak düşüncesini geliştireceği yepyeni bir doğa kurmuştur. Organlarının eksikliğini gidermiş, kanatları olmadığından uçak yapmıştır. Organlarının görevini aşmış, göremediği uzaklıkları dürbünle görmüştür. Organlarının yükünü azaltmış, merdivenle çıkacağı yere asansörle çıkmıştır.

Böylelikle insan, eylemsel çabasıyla, ilkel doğadan sıyrılarak insansal bir doğa üretmiştir. Kültür, tarihsel bir olgudur ve insan faaliyetinin tüm özdeksel ve tinsel kazançlarını dilegetirir. Tinsel kazançlar, temelde, özdeksel kazançlarla belirlenir. Ne var ki tinsel kazançlar da özdeksel kazançları etkiler ve geliştirir. Metafizik ve idealist öğretiler kültürün seçkin insanların ürünü olduğunu ilerisürerler. Eytişimsel özdekçi öğreti olağanüstü yetenekli insanlara saygı duymakla birlikte kültürün tarihsel süreçte halk kütlerince yaratılmış  olduğunu vurgular.

Örneğin sanat uzun  bir süre halk sanatı olarak gelişmiş ve halk sanatı daima özgün bir değer taşımıştır. Pek çok bilimsel buluşlar insanların üretim faaliyetleri sürecinde beliren ihtiyaçlarına uygun olarak halk kütleleri tarafından ortaya konmuştur. Ne var ki sınıflı toplumun varlaşmasıyla kafa ve kol emekleri birbirinden ayrılmış ve kültür varlıklı sınıfların bir ayrıcalığı, geniş halk yığınlarının kültürel faaliyete katılmalarını sınırlandırmıştır. Kimi ideologların kültürü, halk yığınlarını küçümseme amacıyla, seçkinlere maletmelerinin gerçek nedeni budur.

Anlak ve yetenek (zekâ ve kabiliyet) hiç de bir sınıf ayrıcalığı değiltir, ne var ki gereği gibi gelişebilmek için elbette uygun özdeksel koşullara muhtaçtır. Bu özdeksel koşullar egemen sınıflarca ele geçirilmiştir. Buna rağmen, geniş halk yığınları arasından da üstün anlaklı ve yetenekli insanlar yetişmiştir. Örneğin Newton‘un, Lincol‘ün birere köylü çocukları olduğunu hatırlamak yeter. Kafa ve kol emekleri ayrımına son verilince yetenekli kişilerin sayısı günümüzdekilerle ölçülemeyecek oranda çoğalacak ve yeteneklerin niteliği serbertçe ve hızlı gelişme olanakları içinde bugünkülerle kıyaslanamayacak ölçüde yükselecektir.

Rasgele Yazılar:

Yazının Etiketleri: , , , ,

Yorumunuzu Yazın. (Düşünceleriniz başkalarına yararlı olabilir.)